Bugun...
Reklam
Reklam


Antalya güneş başkenti olmalı
Salı Sohbetleri’nin konuğu olan Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Elektrik Yüksek Mühendisi İlhan Metin, enerji sektöründe Antalya’nın güneş başkenti olması adına mücadele verdiklerini kaydetti.

Antalya güneş başkenti olmalı
+ -

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şube Başkanı Elektrik Yüksek Mühendisi İlhan Metin Salı Sohbeti’nin konuğu oldu. Metin, çalışmalarla ilgili bilgi verdi.

ÜYE SAYIMIZ 2.200

  • Başkanlığını yaptığınız Elektrik Mühendisleri Odası’nın kaç üyesi var? Daha çok eğitim ağırlıklı yönetim anlayışınız var, çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

 

Elektrik Mühendisleri Odası, 1954 tarihindeki TMMOB Yasası ile beraber hemen akabinde kurulmuş, Anayasa’ya dayanan bir meslek örgütü. Kamu kurumu niteliğindeki bir meslek örgütü. Türkiye’de de 14 şubeyle temsil edilmekte. Bu şubelerden biri de Antalya Şubesi. Burdur, Isparta ve Antalya bölgelerini kapsıyor. 2 bin 200 üyemiz var. Üyelerimizin 246’sı kadın ve kalanı erkek üyelerimizden oluşuyor. 5 temsilciliğimizde de aktif bir şekilde faaliyette bulunuluyor. Odamız 12.dönemini yaşıyor. 1994 yılında şubeleşme sürecini tamamlamış, ondan önce İzmir’e bağlı bir şube olarak devam etmiş. Ben 8, 9, 10, 11 ve 12. dönemlerinde yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorum. Bir dönemde yönetim kurulu üyeliğim var. Meslek odamızın içindeki ana unsurlardan biri Anayasa ile verilmiş görevler ve bizim Elektrik Mühendisleri Odası Kanunu ile yayınlanan maddeler içerisine baktığınız zaman 5 unsur var. 9 tane var ama asıl 5’i çok önemli.  Bunlardan ilke meslektaşlar arasında haksız rekabetin önlenmesi. Kamu ile meslektaşlarımız arasında sorunların dizayn edilmesi ve çözülmesi. Üçüncüsü, meslek alanlarını düzenlenmesi ve arttırılması. Dördüncüsü, yaşadığımız kente, ülkeye ve kamuya dair ve alanımızla ilgili müdahil olunması, görüşlerin belirtilmesi. 5. ve en önemli unsurda meslektaşların gelişen teknolojilerle ve ülkenin gelişen yapısı içindeki hem teknik, hem de sosyal alandaki eğitimlerin bir an önce verilmesi ve gelişimine katkı sağlanması unsurları konulmuş durumda. Bu kapsamda da Nisan eğitimleri adı altında genel merkezimiz tarafından eğitimleri düzenlenmiş ve programlanmış durumda. Bunlar sertifikalı programlar. Meslek alanımızla ilgili 24 ana unsurla eğitimler veriliyor. Bugüne kadar bu eğitimler Antalya şubesinin dışındaki eğitmenler ya da üniversite hocaları tarafından veriliyordu. Gidişleri, gelişleri çok zor hale geliyordu. Çünkü Türkiye’de çok az sayıda potansiyel vardı. Oysa ki son 4 yıldır, Antalya’da 12 eğitimi kendimiz verebilecek, meslektaşlarımız içinde akredite olmuş, üniversite hocalarımızla ve piyasada bu alanda çalışan duayen meslektaşlarımızın da sertifikalanması sonucunda bunlar hem üniversite, hem de TMMOB  nezdinde bir takım sınavlara tabi tutuluyorlar. Bu anlamda sınavdan geçtikten sonra da eğitmen statüsünü kazanıyorlar. İmkânlarımız el verdikten sonra 4 yıldan beri, sertifikalandırma çalışmalarımız üst seviyeye getirildi. Bunların içeresinde işletme, bakım eğitimleri, yangına karşı güvenlik önlemlerinin alınması, bakım sistemlerin değiştirilmesi, bilirkişi kamulaştırma eğitimleri olmak üzere en başta olanlar. Geri kalanlarda asansör, elektronik eğitimleri veriliyor. Sonunda bir sınav yaparak belgelendiriliyor. Bu alanda da bizim bu konudaki arkadaşlarımız oldu. Bilirkişi eğitimlerinde Adalet Bakanlığı, enerji alanındaki işlerde Çevre Bakanlığı ve TEDAŞ, Enerji Bakanlıklarının akredite listeleri içinde meslektaşlarımız bilirkişi eğitimlerini sertifikalı bir şekilde gerçekleştiriyor. En son çıkan yönetmelikte tüm Türkiye’de, bilirkişi mevzuatı biraz daha hızlı bir şekilde disipline girmesi ve bilirkişi arkadaşlarının ileride hakim ve savcılarını müşkül kaldıkları durumlarda onlara yardımcı olmasını sağlayacak eğitimleri bir standart halinde olması gerektiğine karar verildi. Hızlı bir şekilde meslek odaları buna adapte oldular. Antalya şubemizde de hızlı bir şekilde eğitmenlerimizi belirleyerek, meslektaşlarımızın eğitimlerine devam ettik. Benimde bu toplantıdan sonra eğitimim var. Yaklaşık 6 gün sürüyor. Bunun yanı sıra gelişen teknolojiyle bizim enerji alanımız da değişiyor. Teknoloji özellikle yazılım, enerji alanında çok hızlı bir değişim söz konusu. Her geçen gün bir ekipman daha ekleniyor. Daha fayda sağlayan, daha ekonomik. Bunlarla da ilgili büyük kurum kuruluşlarla, üretim yapan firmalarla bilgilendirme seminerleri düzenleniyor.

 

ÜNİVERSİTE İLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDEYİZ

  • Eğitimleriniz üniversite ile bir iş birliği içinde mi?

Tabii ki. Bahsettiğim gibi seminerlerimize daha önceden İstanbul, Ankara’dan eğitmenlerimiz geliyordu. Ama şimdi Akdeniz Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü bu konuda oldukça gelişti. Süleyman Demirel Üniversitesi de aynı şekilde. Bilim Üniversitesi ile bir çalışmamız olmadı şimdiye kadar ama her iki üniversite ile ciddi çalışmamız var.

ÖĞRENCİLERE İMKAN SUNDUK

  • Odanızın üniversiteye bir katkısı var mı?

İki unsurumuz var. EMO Genç Örgütünü dizayn ediyoruz. Bunu Mühendislik Fakültesi Dekanlığı ile gerçekleşiyoruz. Oradaki tüm etkinlikleri artı meslek alanımızdaki gelişmelerin yapılması noktasında üniversite öğrencilerine bilgilerin verilmesi noktasında çalışmalar yürütüyoruz. Bunun da en güzel örneği odamızın alt tarafında bir laboratuvar oluşturduk. Üniversitenin içinde daha önce yüksek gerilim alanında, enerji iletimi, üretimi ve dağıtımı alanında bir test ortamı yoktu. Öğrencilerimiz kesici, akıcı, akım trafosu göremiyorlardı. O yüzden AÜ Mühendislik Fakültesi Dekanlığımızla bizim odamızın altında bir laboratuvar oluşturduk. Bütün eğitimleri orada veriyorlar. Biliyorsunuz son zamanlarda 7033 sayılı Kanun ve üretim reform paketinin içinde açıklandı. Üniversite, STK ve sanayi iş birliğinin ortaya çıktığı bir yapıda bir kurul oluşturuldu. O alanda da hem dersler verme, hem de hayata hazırlama noktasında öğrencilerin hazırlanması için faaliyette bulunuyoruz. Kasım ayı itibariyle de bu derseler başlıyoruz.
 

BİNALARA ENERJİ KİMLİK KARTI

  • Enerji kimlik uzmanlık eğitimi veriyorsunuz değil mi?

Evet, onu da veriyoruz, çok önemli. Bundan 4,5 sene önce özellikle enerji verimliliği ile ilgili ülkede bir hareket başlatıldı. 2010’da ilki başlatılmıştı ötelendi. 2013’te güncellendi. Ancak maalesef bütün binalarımız ve yapılarımız bunun içine dahil olamayacağı görüldüğü için uzatıldı. 2016 sonu itibariyle tekrar gündeme geldi. Bu da şu demek, proje üreten meslektaşlarımızın o projeleri üretirken ısıtma, soğutma ve elektrik alanında kullanılan ve ekipmanların cinsine göre daha verimli, daha sağlıklı ekipmanların seçilmesi ve enerji kimlik kartının dizayn edilmesi gerekti. Bu tapuya da işleniyor. Bütün meslek alanındaki meslektaşlarımız bu enerji kimlik eğitimlerine tabi tutuluyorlar. Projelerini hazırlarken aynı zamanda kullanılacak olan enerjinin minimum seviyede olması için neler yapılması gerektiği de yürütülüyor. Tabi biz bütün bu çalışmaları yasa, yönetmelik olarak yapıyoruz ama uygulama da bunu ne kadar gerçekleştiğini ilerleyen zamanlarda göreceğiz. En önemli unsurlardan bir tanesi o. Ülkenin içindeki enerji kimlik belgesi. İnsanlar artık ev alırken A tipi, B tipi, C tipi, D tipi E sınıfı diye enerji kimliklerini görerek satın alacaklar. Üstelik sigorta yapılırken buna göre yapılacak. Tapuda da şerhleri görecek. Bu da şu demek, ülke içinde yüzde 41 enerji potansiyelinin olduğu tespit edildi. Ancak bugüne kadar bu yüzde 40 enerji tasarrufu maalesef sağlayamadık. Bunun gerekçesi olarak özelleştirme gösterildi, dağıtım şebekelerinin iyileştirilmesi, aynı şekilde makine, inşaat ve gruplarda kullanılan izolasyon malzemelerinin standardizasyonu. Ama bugün baktığınız zaman bu potansiyeli yakalayabilmiş değiliz daha. Oysa böyle bir potansiyelimiz var. En büyük sorun şimdi artık bir vatandaş evini satmak istese de tapuya gittiğinde enerji kimlik belgesini almak zorunda. Orada tespit yaptırması lazım… Ancak eski binalarımızda bunun yapılması pek mümkün değil. Renovasyona tabii tutulması istendi. Fakat buna kamuoyundan ciddi bir tepki geldi. İşte mühendislere, meslek odalarına iş üretiliyor manasında tepki geldi. Dolayısıyla eski binalara bir işlem gerçekleştirilemiyor. Yani her hangi bir şey yapmadan belge düzenlediklerini duyuyoruz şu an. Bununda doğru olmadığını düşünüyoruz.

HAFİYELİK YAPMAMIZ SÖZ KONUSU DEĞİL!

-Suç değil mi bu? Sizin herhangi bir girişiminiz oluyor mu?

Bence suç. Bizim meslek odası olarak hafiyelik yapmamız söz konusu değil. İhbar üzerine hareket etmemiz söz konusu. Bize ulaşan ihbarları değerlendirmemiz mümkün. Burada en önemli unsur haksız rekabet unsuru. Tarafımıza ihbar bulunulması gerekiyor. Ya kamudan ya da meslektaşımızdan…

SAAT UYGULAMASINI HALEN ARAŞTIRIYORUZ

  • Enerji tasarrufu ile ilgili bütün adımlar atılırken, bir yüksek elektrik mühendisi olarak aynı zamanda meslektaşlarınız temsilen oda başkanı olarak saatlerin geri alınmasıyla ilgili değerlendirme yapıyor musunuz?

2016 yılında ansızın bir kararnameyle, Bakanlar Kurulu kararıyla özellikle günün 365 günü, 24 saat esasıyla ilgili bir kanuna dayandırarak Bakanlar Kurulu bir defaya mahsus olmak üzere, bir saat ileri geri oynayabilir maddesine istinaden Bakanlar Kurulu hızlı bir kararla ne meslek odalarından görüş alarak, ne de ilgili kurumlardan görüş alarak, ansızın değiştirildi ve süresiz olarak yaz saati uygulanmasını kaldırdı. Ancak bu yapıya baktığımız zaman Avrupa’ya entegre olan ülkemizde borsası, finansı ve bankacılık sistemleri, eğitimde okulların açılıp, kapanma saatleri, biyolojik saatimiz son derece etkilenmişti. Bunun üzerine hem meslek odaları, hem de iki vatandaşın Danıştay’a davası oldu. Hızlı bir şekilde de işlem gördü ve bütün engellemeler rağmen de Danıştay yürütmeyi durdurdu. Bu uygulamanın yanlış olduğunu ifade etti. Gerekçe olarak da biyolojik saatimizi ve Bakanlar Kurulu’nun böyle bir karar almasının doğru olmadığını, en azından tarihinin belirlenerek alabileceğini dikkatçektii. Bu bir yıllık süreç içerisinde bizim en önemli saatlerimiz 06.00 ile 08.00 arasından geçen zaman, akşam ise 17.00 ile 19.00 saatleri arasındaki zaman dilimidir. Bu zaman dilimiz içerisinde Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarındaki dönemlere baktığımızda ülkemizdeki enerjinin yüzde 6 oranında, tüketimin reel olarak artmış olduğunu görüyoruz geçen seneki oranlara baktığımızda. 41 kuruluştan verildiğini hesap edersek 2.80 milyar liralık ciddi bir ekonomik zarar oluşmuş durumda. Ama bunun tam tersini savunuyorlar. Bizde mühendis olarak anlamaya çalışıyoruz. Nasıl bir hesap yapılıyor ya da nasıl bir sistem var diye. Henüz bulamadık. Araştırıyoruz. Hem meslek odamız, hem biz. Kime, ne faydası olduğunu araştırıyoruz ama gerçekten bulamadık. Toplumun her kesiminde bu karşı bir tepki var zaten. Ama bu durmadı. Danıştay’ın kararına tepki olarak 3 gün önce Torba Yasası’na bir madde koyarak, ‘bu sefer sizin dediğiniz gibi yapıyorum ama dediğimi aynen uygulayacağım, ısrarcıyım herhangi bir öneri de almama gerek yok dolayısıyla 28 Ekim 2018 tarihine kadar yaz saati uygulamasına aynen devam edeceğim’ dedi. ‘O gün geldiğinde yeniden konuşacağız’ dedi.

LAMBAMIZI NİYE YAKIYORUZ?

  • Türkiye genelinde elektrik tamamen özelleştirildi. Bu kime yarıyor? 2.8 milyar çok büyük bir rakam. Bu dağıtım şirketlerine mi yarıyor?

Şimdi bizim üretim kaynaklarımızın dışa bağımlı olduğu bir ortamda yüzde 65’e yakını doğalgaz ve dış ithal kaynaklarla elektrik üretiyoruz. Hal böyle olunca, hiçbir şey düşünmesek bile böyle bir ortamda, daha önce bahsettim yüzde 40 tasarruf yapabiliriz derken biz bunun yüzde 10’unu bile gerçekleştirsek büyük bir başarıyken yüzde 6.7, 6.8, 6.9 her ay değişen oranlarla, fazla tüketimin hiçbir şey olmaksızın, her hangi bir ekonomik katkısı olmaksızın biz lambalarımızı yakıyoruz. Ama fabrikalar çalışıyor mu? Çalışmıyor. Bu konuda herhangi bir üretim var mı? Yok. Tamamen buna dayalı bir yapının içerisinde yüzde 6 gibi bir oran çok. Ama hala bulamadık. Samimi olarak itiraf ediyorum, biz meslek odası ve genel merkezimiz olarak çalışma yürütüyoruz. Şöyle bir söylem gerçekleşti, Türkiye’nin en önemli mühendislik fakülteleri İTÜ ve Yıldız olarak görünüyor. İTÜ’nün hazırladığı bir rapora dayandırılıyor. Bu konuyla alakalı İTÜ’nün hocalarıyla yaptığımız konuşmalarda ve bu raporun ortaya konulmasını istediğimizde, henüz ne rapor var ortada, ne de bir şey var. Bilemediğimizin ne olduğunu anlamak adına… Bulamadık daha. Bulursam sizlerle paylaşacağım.
 

GÖREV BİZDE

  • Önümüzdeki günlerde Yenilenebilir Enerji Kaynakları Semineri’ni Antalya’da gerçekleştireceksiniz. Bundan biraz bahseder misiniz? Bu seminerlerin tamamının Antalya yapılması adına bir hedef koymuşsunuz. Bununla ilgili de bilgi verir misiniz?

Meslek odamız içerisinde 8 önemli kongre ve sempozyum var. TMMOB adına, Elektrik Mühendisleri Odası’nın yürüttüğü. Bunun içerisinde en önemlisi de Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu ve sergisi. Bugüne kadar TMMOB, Elektrik Mühendisleri Odası adına Mersin, Adana, İzmir ver Kıbrıs’ta gerçekleştirildi. Bu dönem 9. Geçen dönem itibariyle senenin başında biz genel kurullarımızdan çıktıktan sonra Antalya şube olarak, Antalya’nın destinasyonun uygun olduğu, otellerinin uygun olduğu, özellikle Antalya’da bu kongrelerin yapılması gerektiğini, bizim herhangi destinasyon sorunu yaşamadığımızı, ulaşım açısından bir sıkıntımız olmadığını ve teknik kadromuzun gerek üniversite, gerekse odamızın çalışmaları içerisinde buna talip olduğumuzu söyledik. Tabi belli şubeler de talipti. Ancak bu görev bize verildi. 3-5 Kasım tarihleri arasında 9.’sunu gerçekleştireceğiz, Rİxos Downtown Otel’de olacak. 9 oturum, 3’de panel var. Bu paneller içerisinde en önemlisi Enerji Kooperatifçiliği. Yenilenebilir Enerji Kaynakları’nda yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerinin tartışıldığı, teknolojilerin tartışıldığı 3 panel olacak. En son serbest kürsü de ilgili tarafların ‘atış serbest ‘ dediğimiz, her şeyi konuşup, sorabilecekleri bir form gerçekleşecek. 44 ulusal bildiri yayınlanacak. Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden bilim adamları ve hocaları bunları sunacak. Cuma günü açılışla başlayacak, Pazar günü de son bulacak.

ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI

  • Antalya bu konuda çok geniş bir yelpazeye sahip. Doğalgazı bir tarafa koyarsak güneşi, var, rüzgârı var.

Antalya’nın en önemli özelliklerinden yanı sıra ülkemizde de çok önemli bir şey var. Hızlı tüketimin arttığı, nüfus oranını arttığı ve herkesin tüketime yöneldiği bir ortamda mevcut konvansiyonel enerji kaynaklarının da sınırlı ve sorunlu olduğu yenilenebilir enerji kaynaklarını ve enerji verimliliği bir yaşam biçimi, kent kültürü haline getirmeniz, kaçınılmaz bir şey. Cumhuriyetimizin temel felsefesi tam bağımsızlık. Eğer biz enerji anlamında da hakikaten bağımız olmak istiyorsak yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz lazım. Ülkemize baktığımız zaman 81 bin megavatlık bir kurul gücü var. Bu gücün yüzde 32’si doğalgaz, yüzde 34’i hidrolik santraller, yüzde 21’ide kömür santrallerinden oluşuyor. Bir de ithal diğer kaynakları kullandığımız zaman yüzde 60’ı yakın. Oysa bizim yenilenebilir enerji kaynağımız ülkede güneş, rüzgâr ve biyokütle enerjisine baktığımız zamanda yüzde 8’lik bir pay tutuyor, ülke genelinde. Dolayısıyla bu oranın çok üst seviyeye çıkarılması lazım… Antalya’ya baktığımız zaman da 2 bin 70 megavat kapasite var. Bu 2 bin 70 megavatın yaklaşık olarak 300 megavatlık kısmı yenilenebilir enerji kaynakları dediğimiz küçük HES’ler. GES ve rüzgâr santrallerinden ve biyokütle santrallerinden oluşuyor. Bunun yaklaşık 300 megavatını da 7-24 kullanılabilir kapasitesi 200 megavat. Çünkü güneş ve rüzgâr ve her zaman olmadığı için. Bizim en büyük hedefimizi Antalya’da farkındalık yaratıp ‘Güneş başkenti Antalya’ sloganı koyup, daha önceden de bunu belirtmiştik.  Rüzgar potansiyelimiz var ama güneş atlası içine baktığınız zaman Antalya en önemli yerlerden bir tanesi. Bu potansiyelin arttırılması gerektiğini söylüyoruz. Fakat birtakım sorunlar var. Bu YEKSEN Sempozyumu’nda da bu sorunlara değinilecek. Özellikle lisansız üretimin fazla olduğu, lisanslı üretimlerinde maalesef belli yerlerde izin verilmediği, durdurulduğu, ülkenin kapasitesinin 600 megavat olarak belirlendiği bir coğrafyada Antalya’ya verilen GES kapasitesinin 48 megavatla sınırlı olduğu, 24+24 şeklinde birinci ve ikinci bölge şeklinde ayrıldığını ve bunu anlamanın mümkün olmadığını söylüyoruz. Devlet şunu söylüyor; bu rakamlarla, Türkiye’de, 81 bin megavatlık bir kurulu güç var. Bunun 600’ünü GES olarak planlıyorum diyor. Oysa bizim hedefimiz Avrupa, Almanya bütün dış dünyadaki ülkelerin oranları yüzde 30-40’lardayken, bizim ki daha yüzde 1 bile değil. Hedef küçük. Antalya içinse 48 megavat öngörülmüş. Bu 48 megavatlık yapının tamamı lisanslanmış durumda. Ancak yapılmış olan var mı diye sahanın içerisinde dolanırsanız şöyle eli ayağına uygun 5 megavat, 10 megavat GES tarlamız ya da güneş tarlası sistemimiz yok.  Bununda sebebi, araziler zamanında birileri tarafından kapatılmış, lisanslanmış. Bu GES için. HES için bir sınırlama yok zaten. Dolayısıyla bu üretime başlanmamış durumda. Üretilen elektriğin, tüketilen elektriğin içindeki payı aynı noktada… Herhangi bir kaybımız ya da avantajımız çok az. En fazla piyasaya ihtiyaç fazlası enerji veren, yani lisansız elektrik üretiminde üretilen elektriğin fazlasını şebekeye vererek ülke ekonomisine yenilenebilir enerji kaynağı olarak giren enerji açısında Antalya, Konya’dan sonra en fazla sisteme enerji veren il. Bizim bu yapımızı daha hızlı bir şekilde arttırmamız lazım.

CAN SUYUMUZ TÜKETİLMEMELİ

  • HES’lerle doğamızı mahvediyoruz ama bundan faydalana da dışarısı oluyor. Onu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biliyorsunuz son zamanlarda GES’lere karşı inanılmaz bir destekleme var. İnsanlar çatısına veya kendi ihtiyaçları için kurmuş oldukları lisansız elektrik üretimini 100 KW’ın altındakiler ve 1 megavatın altındaki tesisler. Yani 1 megavata kadar olan tesisler lisansız olarak üretilebiliyor. 0-100’e kadar Antalya dizayn edilebiliyor. Burada onaylanıyor. Onun üzerindeki kısımlar ise, Ankara’da onaylanıyor. Bizim Antalya civarı içinde bahsettiğimiz noktada GES’ler inanılmaz bir şekilde para kaynağı haline dönüşmüş durumda. Kendi ürettikleri enerjiyi 5 yılda amorti ettikten sonra da halen devletin 2021 yılına kadar YEKSEN mekanizmasını destekleyeceğini söylemesinden dolayı ikili anlaşma yapıldığı için, ürettikleri enerjinin birçoğu da devlete satılıyor. Bu yapı böyle giderken işin başında HES’lerle ilgili olan durumda da daha önceden bir destekleme mekanizması vardı. Şu andaki HES’lerdeki destekleme mekanizması GES’in gerisinde kaldı. Fakat o esnada tahribatta yapıldı. Tabi elektrik üretilmesine karşı olan bir meslek odası değiliz. Her alanda elektrik üretilmesi gerektiğini, arz talep doğrultusundan kaynak üretilmesi gerektiğini savunuyoruz. Ancak bazı santrallar ve uygulamalar var ki buna itiraz etmemek de elde değil. Boru tipi HES’ler dediğimiz mikro HES yapısındaki, attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmediği gibi 2, 3, 4 megavatlık sadece bir aileye, bir kişiye birtakım imtiyaz sağlayan yapının karşısında olduğumuzu, bunun için talep toplantısı gerçekleştirilmesi ve o talebe uygun şekilde 30-40 megavatlık barajlı hem iklimi dizayn eden, hem çevreye sulama açısından faydası olan, hem de elektrik ürettiğinde 30-40 megavatlık Antalya’nın yüzde 10’unu karşılayabiliyorum diyerek bir kapasiteyle yapılması gerektiğini savunuyoruz. Ancak teknik olarak çok girmek istemiyorum. Boru tipi HES dediğimiz bir akarsuyun üzerinde belli noktalarda yakalamış oldukları düşüşlerle, boruları alarak tek tek görüp, farklı noktalarda yanı kanal üzerinde, dizi dizi 5-6 tane görebiliyorsunuz. Bunun en büyük tahribatı Karadeniz Bölgesi’nde. Karadeniz Bölgesi’nde halk ciddi bir şekilde Derelerin Kardeşliği başkanlığından örgütlenen halk hareketiyle durduruldu. Antalya’da da benzer bir çalışma vardı. Antalya’da bunlar çok gündeme gelmiyor artık. İlk etapta çok ciddi boyutta bir tahribat vardı. Gerek basın, gerek kamuoyu,  gerekse bizim odamızdan verdiğimiz görüşler neticesinde bunların herhangi bir faydası olmadığını, çevreye zarar verdiği, can suyu uygulamasını bitirdiği, tarımı bitirdiği ve ülkemize ve kentimize enerji anlamında ne ufak bir katkısının olmadığı zaten ispatlandı. Bunlarla uğraşılmıyor artık. Şimdi önümüzde gördüğümüz en büyük tehlike bu GES’lerle ilgili yapılarda lisanlı olan yapıların faaliyete geçerek, ülkenin yenilenebilir enerji kaynaklarının üst seviyeye çıkması.


ANTALYA ENERJİYE UZAKTA

  • Bu açıklamanıza karşılık elektrik üretimine karşı değiliz, kuruluş sistemine bakıyoruz dememiz doğru mu?

Bunu ben her seferinden söylediğimde ya yandaş olarak suçlanıyorum. Ya da farklı bir açıdan suçlandım. Ama hayatını enerji üretimi ve dağıtımı alanından geçmiş biri olarak aynen söylediğiniz gibi yapılması gerekiyor. İkincisi; ben bir Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı olarak meslektaşlarımızın ve elektriğin önemini bildiğim için, biz herhangi bir enerji kaynağına karşı olamayız. Ha biz Elektrik Mühendisleri Odası olarak nükleere karşıyızdır. Buradaki amaç nükleer santral olarak elektrik üretelim, bir katkı koyalım, ülkeye katkı koyalım şeklinde bakılmıyor. Masum değil bu. Böyle bir yapısı yok. Onun için karşıyız. Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş, örneği olmayan bir ülkenin topraklarında başka bir ülkenin topraklarına santral kurma izni verilmiş, her türlü denetimden kaçırılmış, devletler arası ikili anlaşmayla, dünyada yine teknolojisi hiç uygulanmamış olan yen nesil bir santralle ve ülkemizin içindeki 81 megavatlık enerji kaynağına hiçbir etkisi olmayan ve 25 yıl boyunca da alım garantisi verilerin, çok yüksek bir rakam üzerinden verilen bir anlaşmayı iyi duyguları olan, bu ülkeyi düşünen bir mühendisin kabul etmesi mümkün değil..! Vatandaşın da mümkün değil..! Böyle bir kaynağa ihtiyacımız var yapalım diyemeyiz. Antalya konumu itibariyle enerjiye ve iletim hatlarına en uzak noktalardan birisi. Çünkü iletim hatları her yerden gelemez. Bizim aşağımızdan hiçbir iletim hattı gelemez. Antalya, 81 ilden 7. tüketime sahip, 5. büyükşehir olarak görülüyor. Bu kadar tüketimin olduğu bir noktada üretimin olmaması, kendi kendine yetemiyor olması ve bunun çevreye göre dizayn edilmemiş olması yanlışlıktır diye düşünüyorum. Her önü gelene de yanlış demek olmaz diye düşünüyorum. Bunun bir anlamı yok. Oysa o akarsuyun üzerindeki debiye bakarak birilerine lisans değil de ortaklaşa hepsinin kapasitesi kadar yine boru yapılacaksa yapılsın ama attığınız güç bir şeye yarasın. Ürettiğiniz enerji en azından bir yapıyı beslesin. Oysa siz iki, iki yapıyorsunuz. Birisi zaten çalışmıyor. Öbür onun kuyruk suyundan çalışıyor. Bu arada o dağlar borularla, o ağaçlar kesilerek, su tamamen yok edilerek bir yapı ortaya çıkıyor. Nedir bu? Teknik değil, mühendislik değil. Hiçbir şey değil. Oysa bunu planlasalar. Bu alanda bunu yapacağız diye, o zaman barajlı HES’lerde dere yatakları değişmiyor. Sadece önünde su birikiyor. Suyunda bir yere alınıp götürüldüğü yok. Ama bu sistemle su özelleşiyor.

STADYUMUN GES’İ

  • Antalya stadyumu elektik üretiyor mu?

Üretiyor. Güneş ve rüzgâr santrallerinin hiçbir tanesi depolama sistemi üzerine çalışmıyor. O konu çok sıkıntılı bir konu. Türkiye’de ve Dünya’da bir proje gerçekleştirildi. Biz bu projeye inşaat mühendisleri ve diğer meslek odaları ile beraber itiraz ettik. Dava açtık. Kazanamadık. Mücadele ettik. Sonradan projenin lansmanında gördük ki sonradan üzerinde bir GES düzenleniyor ve öyle bir lansmanla ortaya çıkılıyor ki, bütün Meltem Mahallesi’ni, Konyaaltı’nın tamamen elektriğini karşılayacağız, üst seviyede bir enerji sistemi olacak, ülkeye Antalyaspor’a katkı koyacak. Böyle söylemler duyunca sonuçta Antalya’da yaşıyorsunuz. Meslek odanızla ilgili de bir konu. Bir taraftan dava ettik, bir taraftan çatısında bu yapılıyor diyorsunuz. Davalar bitti, yapılma noktasına geldi. Ben kalktım, gittim. Gençlik Spor İl Müdürlüğü yapıyor stadı. Antalyaspor’a devri söz konusu değildi o noktada. Çatısındaki GES kimin olduğunu belli değil. Ya da bu Antalyaspor’a hakikaten devredilecek mi? Bir başka unsurda bu santralin kabulü, iş ve işlemleri, lisansı, yasa yönetmelik içinden yapıldı mı? Yapılmadı mı? İlgili müracaatlar oldu mu? Şeklinde bir soru dizisi karşımıza çıktı. Bunların hiçbirisi yok. Bir santral yapılıyor ama ne müracaatı var. Ne TEDAŞ’ı ne GES’i ne lisansı var. Hiçbir şeyi yok. Oturduk biz tamam bunlar yok. Baktım hakikaten bunların hiçbirisi yok. O zaman yoksa dedim, bir hesap yapalım bakalım. Mühendis adamız. Daha önce Akaydın zamanında da bir hesap vardı. Zamanında çok karşı karşıya geldim. Antalya’nın her yerini güneşle kapatacağım, enerjisini güneşle karşılayacağım diye bir slogan vardı. Oysa Antalya’daki bütün çatılara, parklara koysak bile karşılaması mümkün değildi. Bununla ilgili matematiksel bir hesap yapıp, vermiştim kendisine. Burada da hesap yaptık. Santralin çalışacağı zaman belli, o zaman içerisinde ürettiği elektrik belli. Bırakın Muratpaşa’nın yarısını falan Meltem’deki belli bir noktada hitap edebiliyor. Böyle olunca biz dedik ki bu santralin içine girmeyelim, biraz uzak duralım, bekleyelim. Fakat daha sonra lisanları alındı. Şu anda yasal olarak santral orada var.

ODA ENERJİMİZ GES’TEN

  • Güneşten bu kadar faydalanabiliriz diyoruz ama stadyum örneğini gördük. Antalya’da en azından sokakları aydınlatabilecek sistemler neden gelmiyor?

2015 yılında Antalya’daki ilk lisansız çatı uygulamasını yapan benim. Elektrik Mühendisleri Odası üzerinde bir GES var. Binamızın bütün enerjisini GES’ten karşılıyoruz. Yapılmaması için bir engel yok.

ENERJİDE OSB ÖRNEK GÖSTERİLİYOR

 

  • Aynı zamanda OSB Genel Müdürüsünüz. OSB’nin içinde elektrikle ilgili nasıl bir çözümünüz var? Doğalgazın çok yüksek fiyatlara üretimin içinde olmasına karşı yönetim olarak karşı çıktınız. Bugün gelinen noktada enerji ile OSB’nin yeterliliği nedir?

 

Bir kere Türkiye’deki en gelişmiş alt yapıya sahip OSB biziz. İlk biziz. Uyguladığımız programlar diğer OSB’lere de örnek. Tüm şebeke yer altında. Enerji otomasyonu ile gerçekleşiyor. Bütün enerji tüketimleri, kaçaklar vs. Online bir kayıt sisteminde. Enerji kalitesini en üst seviyeye çıkarmış bir enerji analizatör sistemi var. Bu enerji kalitesi ile ilgili EPDK’nın yönetmeliği var. Dağıtım şirketlerin buna uyması gerekiyor. Ancak biz bunu da şebekemize koymuş durumdayız. Bizim sanayicimiz benim elektriğim şu kadar kesildi veya voltajım şu kadar düştü diye bir belge ile gelirse biz tazminat ödemek zorundayız. Bu kadar üst seviyede konuşuyoruz. Enerji kalitesi ölçülüyor abonemizde. Evet diyoruz sende bir dalgalanma meydana gelmiş. Bu dalgalanma bizden kaynaklı. Biz bunun için sana ne yapabiliriz diyoruz. Böyle bir şey söz konusu olmadı 2017 yılı içinde. İkincisi Türkiye’nin en ucuz enerjisini sağlıyoruz. 2006 yılında Serbest Tüketici Kanunu çıktığında ilk kez bu serbest tüketici niteliğini kazanan OSB’yiz. O zamanlar 1 milyon KW saat tüketimi olanlara veriliyordu. Biz 1 milyon KW saatin üzerindeyiz dedik. Belgelerimiz koyduk. O günden bugüne en uygun enerji fiyatını sağlamış durumdayız. 2010 yılında özellikle elektrik piyasasındaki düzenleme ile dağıtım lisansı almış, bu dağıtım lisansına göre sanayicilerine eşti taraflar altında ayrım gözetmeksizin aynı CK Antalya’da ne ise OSB’de elektrik dağıtım lisansı vardır. Bu dağıtım lisanınsa göre EPDK’ya tabidir.

Doğal gazda, OSB içerisinden enerjisini karşılama ve daha ucuz bir enerji temin etmek için Antalya güç Birliğinin iştiraki ile Antalya Üretim AŞ ve Enda İzmir ortaklığı ile önemli bir atılım gerçekleşti. OSB’nin elektriğini daha ucuz nasıl salarız diye böyle bir santral yapısı oluşturduk. Ancak bu yapıyı dizayn ederken doğal gazdaki inanılmaz artış ve dışa bağımlı bir kaynak olması nedeniyle o dönemdeki yönetim kurulu başkanımız Çetin Osman Budak, o dönemde de biz enerji alışverişi direkt vanadan değildi piyasa koşullarında bize ucuz enerji verecekse biz çalışma başlatıldı. Belli dönemler içinde o santralden enerji aldık biz fiyatlar uygun olduğu dönemde. Onun haricinde almadık.

Antalya bölgesinin doğalgaz ihalesi Enerya tarafından gerçekleştiriliyor. Enerya 8 yıllığına herhangi bir iletim bedeli almayacağına taahhüt ederek 0 kuruşluk bir dağıtım bedeli önenerek Antalya’daki dağıtımları yapacağını söylemiş ve Antalya’nın ihalesini almıştı. Bizde Enerya’nın dağıtım bölgesinde bulunduğumuz için o dağıtım bedeli de 0 liraydı. Ancak 2016’nın başında bir anda EPDK’ya Enerya’nın sunmuş odluğu bir tarife değişikliği ile yüzde 999 bir artışla, büyük tüketimliler için bir iletim bedeli önerisinden bulundu ve EPDK bunu kabul etti. Bunun içindeki bareme giren birkaç yer var. Bir tanesi de bizim OSB. Biz hemen itiraz ettik. Ama EPDK bizim itirazımı haksız buldu ve şu anda dava süreci devam ediyor. Önemli olan siz 1 liradan alırken bir anda 1.1 liradan satmaya başladınız. Yüzde 20’lkn bir sanayicinin tüketiminde artış oldu. Tabi aynı şekilde o doğalgazdan elektrik üreten santralde bu maliyet artışıyla karşı karşıya geldi. Bundan dolayı da düşük maliyetli elektrik üretemez hale geldi. Biz şu anda serbest piyasadan enerji alıyoruz. Türkiye’de tedarikçini değiştiren ikinci il Antalya. Yani insanlar enerji aldıkları kurumdan memnun değil. Gidiyor, bir şekilde değiştiriyor. Başka bir firmaya geçiyor. İnsanlar tedarikçilerini değiştirirken bir kere geçmişe dönük 5 yıldır enerji tedariki yaptığını, enerjisini verdiği firmaları devre dışı bırakmadığına bakması gerekiyor. İkincisi: enerji üretim kapasitesi olan şirketlerden alınması gerekli. Bir de EPDK’dan lisansının olup, olmadığına bakılması gerekiyor.






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI