Bugun...
Reklam
Reklam


Salı Sohbetleri: 109 - Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Vural Şahin
Ziraat Mühendisler Odası’nın üzerinde siyasi partilerin arka bahçesi şeklinde bir algı olduğunu belirten Başkan Vural Şahin, “Biz bu algıyı kıracağız. Siyasetin arka bahçesi olmayacağız. Benden çok, biz olmaya doğru güçlenen ve gençleşen bir oda kimliğinde olacağız” dedi.

Salı Sohbetleri: 109 - Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Vural Şahin
+ -

Salı Sohbeti’nin bu haftaki konuğu Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Vural Şahin oldu. Çiçeği burnunda başkan Vural Şahin ile seçim sürecini ve projelerini konuştuk.

 

Biz yeni başkanı tanımak istiyoruz. Vural Bey kimdir?

27 Mayıs 1975 Antalya doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimlerimi Antalya’da yaptım. 1993 yılında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünü kazandım. 1997’de mezun oldum. Askerlik öncesi 1 yıl kadar peyzaj firmalarında görev aldım. Asker sonrası da bitkisel üretim dediğimiz alanda satış pazarlamada çalıştım. 2005 yılında da bir fiil kendi şirketimi kurdum. O tarihten bu tarihe kadar da Fethiye-Gazipaşa, Batı-Doğu diye tabir ettiğimiz sınırlar içerisinde pazarlama yapıyoruz. Yanımızda mühendis arkadaşlarımız çalışıyor. Bitki, sera, gübre artı tohum alanında birebir zirai ilaç bayilerine satış yapıyoruz.

Ziraat Mühendisleri Odası’nın kaç yıllık üyesisiniz?

20 yıllık üyesiyim. Mezun olduktan hemen sonra odaya üye oldum. Odaya uzak birisi değilim. Odacılığı seven biriyim ve mümkün mertebe delegasyonlarda görev aldım. Odanın hazırlayıp sunmuş olduğu belli yürüyüşlerde, panellerde bulundum. Vahap Tuncer döneminde, odada yedek yönetimde de görev aldım.

Bir önce ki seçimde de adaydınız ve küçük bir farkla kaybettiniz. Bu seçimde güzel bir sonuç ile başkan seçildiniz. Neyi eksik gördünüz de ben aday olmalıyım, bunu yapmalıyım dediniz?

Bunu 2 şekilde değerlendirelim. Bir maç gibi, birince devre birinci seçim, ikinci devre ikinci seçim. Çünkü her ikisinde de bakış açımız kesiştiği zaman aynı değil. Neden? Birincisinde mevcut başkanla bir fiil görüşme talebinde bulundum. Uzun süreli bir koltukta bir kişinin oluşu, bunun isminin Vahap, Ali, Veli olması önemli değil. Örgütün yapısında, güçlenmek anlamında ciddi kayıplar olacağına ve özel sektörde çok ciddi anlamda bir pazara sahip olduğunda odaya karşı büyük soğukluklar, çekilmeler olduğunu gördük. Bunları Vahap Tuncer ile olan görüşmem de kendisinin aday olacağını -bir önceki seçimden bahsediyorum- söyledi. Biz, “el ver gençleşsin, yerine başkası olsun” dediysek de Vahap Bey aday olacağını açıkladı ve aday oldu. Biz de o konuşmanın arkasından “eğer sen aday olursan, ben de kendimi sana ifade edemedim demek ki. Ben de senin karşına aday olarak çıkarım” diyerek ayrıldım. Bu görüşmenin akabinde de tanıtım yemeği eşliğinde hazırlanmıştık seçime. Seçim kampanyası yürüttük. Yürütmüş olduğum ekibimi hiçbir zaman bölmedim. O gün bu gündür internet üzerinden, Whatssapp grubu dahil olmak üzere ekibim sürekli istişare halindeydi. O seçime girdiğimizde de tüzük gereği yönetim kurulu üyelerinin elle yazılmasından dolayı; asil de ben, yedekten de Ömer Özen ve Taylan Çeliker olarak yönetime girdik. 14’te 3 olduk. İlk yönetim kurulu toplantısında bana istifa etmemi söylediklerinde;  7 kişilik bir toplantıydı ben tektim bir taraf olarak, istifanın doğru olmadığını, beni onların seçmediğini meslektaşlarımın buna layık gördüğünü, burada olmam gerektiğini düşünüp, savunup mücadele etmeyi istedim. Ama başarılı olamadım çünkü siyah ile beyaz gibi oturuyorduk. Ne kadar ağabey, kardeş gibi olsak da rekabetimiz masaya yansımıştı.

Ziraat Mühendisleri Odası’nın içinde size karşı bir muhalif grup mu oluştu yani?

Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Muhalif grup oluşmadı hiçbir zaman. Kendimi mücadeleci, hırslı, ortada, istekli olarak tanımlıyorum. Biz sonuçta görevi hiç bir zaman teke indirmek istemiyoruz. Vural Şahin başkan evet, ama her yerde benim adımın olması benim mantığıma uymuyor.

Vahap Bey öyle yapmış olduğu için de mi?

Kesinlikle öyle tanımlıyorum. Vahap Bey’in de, ‘hep ben demesidir’ ve bunu da tabana yansıtamamasıdır. Siz burada başarıyı elde edebilirsiniz ama ben bu başarıyı hissettiremezsem burada kalır. Hissettirebilmem için çoğalmamız lazım. Görev dağılımıyla lazım. Ben şuna inanıyorum. Görevi dağıttıkça güçlenirsiniz. Çünkü bir masayı bir kişi tek başına kaldıramaz. Bu gibi. Daha sonrasında ikinci seçim süreci yaklaşırken tabii biz de istifalar, ayrılanlar oldu. Profesyonellik adı altında, daha rahat çalışılabilsin, ekip anlayışı alında çekildik. Bunu sahaya indirirken de bu şekilde lanse ettik. Hiçbir zaman da karşı tarafın teline bu mücadeleyi de vermedik. Seçimi kaybettiğim gece çıktım orada, aslanlar gibi kaybettiğimi daha önce 300, 400 kişinin oy kullandığı bir odada 1600 kişinin oy kullandığı üyelerimiz o soğukta oraya getirebildiyse, bu tarz mücadelelerin daha da devam etmesi gerektiğini temenni ettiğimi ve kazanan ekibe de başarılar dileyerek el sıkışıp öpüşerek gittim.

İkinci seçim süreci peki?

İkinci seçim süreci başlarda belirsiz idi. Nasıl belirsiz başladı? Vahap Tuncer’in bir siyasi partiden il başkanlığına soyunmasının arifesine denk geldi. Dedim ya bencillikten. Bencillik değil ben’cilikten. İşte o akımda istişareler kopuk gelişti ve oda, orada yalnız kaldı. Akabinde mücadeleyi oradan tek olduğu için farklı kulvarlarda yapmaya başlayınca da, oda burada yetim kaldı. Olması gereken toplantılarda, mücadele edilmesi gereken söyleşi ya da panellerde bu programlar içerisinde olan bir başkan vardı. Mücadele etmemiz gerekiyor ama bir taraftan da kimseyi öteki tarafa itmememiz lazım. Sonuçta bizler ticaret yapıyoruz. Birisi devlette çalışıyor. Diğeri öğretim üyesi üniversitede. Meslek grubumuzun paydaşları farklı kulvarlarda görev alıyorlar. Bunların her birinin kucaklaşabileceği bir ortam yaratmak için randevulaştık. Dedik ki, “biz sizinle bir görüşme talebinde bulunuyoruz.” Onlarda bize “hay hay” dedi. Vahap Tuncer’in de olduğu bir toplantı da 14 kişi oturduk. “Nedir?” dediler “bize neden geldiniz? Neden görüşmek istiyorsunuz?” “Biz tek listeden yanayız. Odacı kimliği siyasi duruşu paralel olan kişiler aynı listede olup, kaynaşıp, bütünleşip tek liste olsun ama bir şartımız var” dedik. “Seçim sürecini Ali Bey şu an başlatmış vaziyette. Dolayısıyla ben de taraf olarak anılıyorum. Bize çok sorular geliyor. Vural sen aday mısın diye. Bu polemikleri de kırmamız lazım. Madem isimler önemli değil. Ali, Mehmet de olabilir. Olay başlamadan Ali Bey de aday olmasın, Vural Şahin de aday olmasın. Beni kendi ellerinizle çizin. Gelin birleşin. Ben de bu odacı kimliğimle bu mücadelenin içerisinde, dışarıdan desteğimi tam yapayım. Gelebilecek bir üçüncü adaya karşı da omuz omuza sizlerle mücadele edeyim” dediğimin 15, 20 gün sonrasında da bizler teklifimizi değerlendirdik. Bir önceki seçimde bizler 1 asil 2 yedekle girdiğimiz için “size 1 asil 2’de yedek kontenjan açalım. Sizin boyunuzun ölçüsü bu” manada bir cümle ile dönüldü. Biz de teşekkür ettik. Tekrar, kendi imkanlarımızla toplantılarımızı gerçekleştirdik. Aday olmamız gerektiğini, artık bir yere karşı birilerini yolda bırakmamamız gereken bir ortam oluştu ve her şeyden önce bizi de isteyen bir arka gördük biz. Bu karşı tarafı istemiyor, onlar şunu yaptı anlamında değil. Kendinden oluşmuş duygusal bir bağ oluştu.

Değişimi de isteyenler oldu mu?

Çok. Asıl sebep odur. Vural Şahin ne yaptı? Ekibini bölmemişti. Bazı kalem oynamaları yaptı. Seçim çalışması kampanyalarında 30 kişilik listenin altına ben kendi adımı yazdım. Hep ben kendimi en alta yazdım ki, arkadaşlarımın son sıralamayı öğreneceği güne kadar, onlardan biri olduğumu hissettirmek adına, mücadeleyi biz deminde bahsettiğim gibi üyelerimizin bulunduğu noktaları mumla ararcasına.

Kaç üyeniz var?

Şu an istifalardan sonra aldığım rakam 3 bin 230.

Sandığa giden kaç kişi oldu?

Bin 370 oy. 7 oy geçersiz 1363 geçerli oy var.

Siz ne kadar oy aldınız?

739 Vural Şahin oyu var. 701 Vural Şahin ve ekibinin delegasyon oyu var. Ali Kaynak 647 oy aldı. Bunların delege oylarına bakmadım.

Çok düşük değil mi katılım?

Şimdi size göre katılım az ama, bize göre inanılmaz katılım var.

Bir önceki seçimde kaç kişi katılmıştı tahmini?

Bin 600 civarındaydı.

Küskünler mi çok burada? Bunu mu anlıyoruz?

Hayır. Aslında bizim üyelerimizin 16 yıllık, 14 yıllık bir süreçte odaya bakış açısındaki renk açılımından kaynaklanıyor. Bu seçimin bir kere en az yüzde 10, 15 bandında sömestr tatiline geliyor oluşunun çok etkisi var. Geçen seçim ben yönetimimdeki arkadaşımı Hindistan seyahati olduğu için listeme yazamadım. Orada da kolumuz kırıldı. Ve odaya bakış açısında ‘oda ne yapıyor ki’ mantığı var. Yani oda bir maça gider gibi, sinemaya gider gibi kendini hissettiremeyişinden de kaynaklı. En büyük etken bu.

Toprak Koruma Kurulu kullanım dışı amaçla kullanılabilir diye raporlar, kararlar veriyor. Oda ne yapıyor? Toprak Koruma Kurulu’ndaki üyelerden bir tanesi Ziraat Mühendisleri Odası’nın temsilcisi mi? Sizin odanızın Toprak Koruma Kurulu’nun içindeki mücadelelere pek fazla şahit olmadık. Ziraat Mühendisler Odası tarım ile ilgili ne yapacak?

Şimdi bir kere tarım ile ilgili ne yapacak dediğiniz zaman burada Ziraat Mühendisler Odası’nın kendi bünyesindeki iç düzenlemesi ve Antalya içerisinde olması gereken düzenlemelerin olacağını bir bilinçaltımıza yazalım. Bu kendi içerisinde zaten akort düzenlemesi olması gereken bir konu. Ve Antalya için önemli bir kurum değil yani en önemli kurum aslında tarımsal alanda. Toprak Koruma Kurullarına bildiğim kadarıyla Dursun Büyüktaş katılıyordu. Yapmış oldukları mücadelelerde ben omuz verdiklerini düşünüyorum. Hiçbirisinin içerisinde olmadım ama sonuç itibariyle Toprak Koruma Kuruluna katılan katılımcılardan da dolayı bileği bükülmüş vaziyette olabilir.

KIRCAMİ’DEKİ ÇİFTÇİNİN KARŞISINDA ENGELİM

Basına kapalı olan toplantılar dimi?

Tabii. Biz onun için bu Ziraat Mühendisler Odası, Eşgüdüm Kurulu, Toprak Koruma Kurulu gibi birçok yerlere kimleri yerleştirebiliriz diye de bir kadro kurduk. Kurula üniversiteden bizim Sevda Altınbaş -zaten Toprak Bilimleri hocası kendisi, onu aldık. Tarımın Antalya’da topraksal anlamda azaldığını hepimiz biliyoruz. Ben çiftçinin hakkını savunan bir oda başkanıyım diyelim. Çiftçinin alanının azalmasına karşı mücadele eden bir oda başkanıyım. Ama Kırcami’de ki çiftçi dediğiniz zaman onun karşısında ki en büyük engel benim. Sizin verdiğiniz imza yüzünden burada ki binamın yapılmasına benim burada 10 tane dairem olacak 10 trilyonluk gelirim olacak. Ben marulu dikmek zorunda mıyım? Marula ilaç yok. Ne yapacağım diyor. Oda zaten bağlı olduğu TMMOB ve genel merkeze eşdeğer vaziyette, tarım topraklarını korumak, daha iyi hale getirebilmek, daha verimli halde nasıl kullanılabilinir? Su kaynaklarından tutun, yapılaşmasından tutun her şey içinde olmak zorunda. Zaten sen bununla mükellefsin. Ucu da çiftçiye, toprağa dayanan bir kurumsun. Ama Antalya’da maalesef göçlerin fazlalığı yüzünden, üreticilerin artık yüzlerinin gülmediği bir noktadayız. Nasıl ki? Üretim maliyetlerine eşdeğer, girdilere eşdeğer pazar fiyatlarına bakıp da yanılmayın. Hal fiyatlarını mutlaka değerlendirin. Sonuçta bilimsel anlamda orada dönüyor. Aldı-verdilerin içerisine baktığınız zaman 11, 13, 15 ay vadelerle dönen bir durum var. Devletin sürekli KGF gibi, KOSGEB gibi pompaladığı para ile neredeyse borçlu bir altyapı var. Mutsuz bir yapı var. Herkesin alacağı var, borcu var ama havada kâğıt üzerinde. Mutsuz bir tablo var. Şimdi Oda’da Toprak Koruma Kurulu’ndaki imzaya sahip bir kitle, elinden geldiği mücadelelerle yanındakilerle ortak bir noktaya getirebiliyor. Gördük. İmara açıldı. Bekliyoruz şimdi Muratpaşa’nın durumunu. Daha sonra Varsak aynı şekilde gelecek. Burada ki çiçekçiler ne olacak? Şimdi ne olacak orada ki üreticilerin hali? İmara açılması bir taraftan çiftçinin hayrına ama çiftçinin zaten en önemli sıkıntısı mutlu olmaması. 

ÇİFTÇİ ÖNCE MUTLU OLMALI

Çiftçi neden üretim yapsın?

Bakın şimdi burada bu işi en rahat yapabilecek kitle devlet kurumu ve kuruluşlar. Bizler çoğalırsak ancak buna ses getirebiliriz. Şimdi buna sadece Antalya Şubesi mücadele ederse bir yere kadar eder. Ama İzmir Şube, Manisa, Adana Şube hep beraber bir omuz atılırsa karşı tarafı dikkate alınacak hale, omuz atılacak hale getirebiliriz. Bakın şimdi siz doğru söylüyorsunuz çifti neden yapsın diye. Çiftçi seviyor her şeyden önce. Fiyat politikası satışa eş değer anlamda değil. Girdilerimizin birçoğu, yüzde 10’nundan çoğu ithal ürünler. Sürekli doların, euronun artışı, kur farkları veya zamlar çiftçiyi içinden çıkılmaz hale getiriyor. Ya da boş bırakıyor ya da kolaya kaçıyor. İlacı, gübreyi en az kullanabileceği bitkiyi seçiyor. Ya da fideyi tohumları bedavaya almaya çalışıyor. Bugün eğer domates fiyatının 7, 8 TL olduğu zamana bütününe bakıyorsunuz hepsi 8, 10 diyor. Tamam, ama şunun da bilinmesi gerekir, domatesin bir güzlük dikimi vardır, baharlık dikimi, kışlık dikimi vardır. Hangi domates para etti? Sizin ektiğiniz alan ve süreye dâhil olan aylarda etti ama bir önceki etmedi. Bunları da bilmek lazım. Yani eşdeğer tutulduğu zaman, maalesef basın organlarında yayınlandıktan sonra pat hal piyasası bir anda çöküyor. Yani çiftçi neden çiftçilik yapsın? Mutlu olacaksa yapsın. Zaten şu anda her çiftçinin yeri de imarsal anlamda da para ediyor değil yani. Hemen burası para etsin değil. Onlar için toprak bir namus gibi aslında. Satmak ya da orayı bir şekle çevirmek için çok istekli değiller ama maalesef bu sorun şu an Antalya’daki tarım sorunu değil.  Türkiye’nin sorunu. Her yerde aynı.

Bu güne kadar Ziraat Mühendisleri Odaları hiç ortak bir konuda toplandı mı?

Benim genel kurulda açıklamış olduğum bir projeydi bu, olmadı. Bununla ilgili hiçbir yerde, bir basın açıklaması ya da oda başkanlarıyla mücadele edip, bir bakanlıkta veya herhangi bir yerde soruna karşı çözüm üreten bir grup görmedim. Yahut şöyle diyeyim, yapıldıysa da hissettirilmedi.

A VAR AMA ALTERNATİF YOK

Genel merkez politikaları bunları öngörmüyor mu?

Genel merkez politikalarından farklı bir durum bu. Şöyle söyleyeyim insanlar mutsuz mu? Mutsuz. Bu röportajı bir gün halde yapalım. Koyalım masamızı ortaya, gelin orada yapalım. Bakın kamera sisteminin konulmasına… Gerekçesi nitrat içerikli, bomba yapımında kullanılabilen ürünlerin takibi. Şimdi kamera taktırdın anladım. Artı bir de internet üzerinden izleyeceksin. Bunu bu kadar sıkmanın manası yok. Emniyet Müdürlüğü değil orası. Yani sürekli bizim paydaşlarımıza en çok yaptırımı olan en çok bu konuda rahatsız olan zirai ilaç bayileridir. Çünkü işin perakendeye döndüğü satışın bir sonraki aşamasında, bitkinin yaprağına uygulamalı olacağı noktalar oralarda. Şimdi biz bununla ilgili dün oda başkanlığı kimliğimle değil ama Tarım İl Müdürlüğü’ndeki görevli arkadaşları aradığım zaman bunlarla ilgili her gün bir şey geliyor. Aslında ne gerekiyor biliyor musunuz? Tarımın Antalya’da ki amiri kim? Tarım İl Müdürü. Alt kadrosu kim? Tarım İlçe Müdürlüğü. Onların alt kadrosu kim? Çalışanlar. Bunlar kim? Ziraat Mühendisleri. Bunlar bilmiyorlar mı bu işin doğru ya da yanlış olduğunu? Biliyorlar. Neden siz bildiğinizi yukarı yansıtırken ek bir bilgi ile cc yapmıyorsunuz? Biz dedik ki oda başkanlarını da alacağız. Buradaki konu ile ilgili kim etkinse, o kişiyi de alacağız yanımıza. Ankara’yı da alacağız yanımıza, genel başkanımızla, tarım bakanı ile bir fiil görüşmek isteyeceğiz. Heyet isteyeceğiz. Ver bize 3 tane heyet, gelin beraber izleyelim. Bu işin doğrusu ya da yanlışı neymiş hep birlikte görelim. Çünkü sürekli nasıl bir şey var biliyor musunuz? Sürekli hizaya getirmek var. Sen her şeyi yaptın da bununla mı Avrupa Birliği’ne gireceksin? Düne kadar neredeydik? Sürekli bir A’dan sonra B şıkkı olmayan bir durum var. A var ama B, C alternatif yok. Hiçbir şeyde yok. İlaç da yok. Gübre de yok. Şimdi Ziraat Mühendisleri olmadan önce hepimiz Ziraat Fakültelerinden mezun oluyoruz. Bahçe bitkileri, toprak gibi bölümleri var. Daha önce Bitki Koruma Bölüm mezunu arkadaşlarımıza bizzat ilaç satabilirsin diye ruhsatı verildi. Daha öncesinde de kolay alınıyordu. Düşünün Ziraat Mühendisleri, eczacılar ve kimyacılar eşdeğer. 2 yıllık mezunlar da sınava girip ilaç satabilir. Gelin, bizim sektörün içerisine gelin. En itibarlı meslek olarak eczacılar anlatılıyor. Saat 18.01 dedin mi kimse ilaç satmıyor. Nöbete riayet ediyorlar. Baktığınız zaman o kadar itibarlı bir meslek görülüyor ki eczacılık, aynı eczacı benim ile birlikte sınava girip ilacı satacak kıvama geliyor. Sınava bakıyorsunuz yaptığınız sınavın da bir anlamı olması lazım. Sen şimdi Antalya’da bir ziraat mühendisine ilaç ruhsatı vereceksen, İç Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilmiş bir bitkinin sorusunu neden soruyorsun. Madem öyle bir şey yapacaksın Tarım Bakanlığı her bölgenin donanımlı adamını öğrenmek istiyorsa, bölgesel anlamda sorular yapmaya özen gösterilmeli. Demre’de ki zirai ilaç bayisi mühendis arkadaşımız, şeker pancarının yaprak sayısını bilmeyebilir. Cevizin kabuğunu bilmeyebilir. Ama sen git adama biberi sor o zaman. Yapıyorsanız da lokal sorular sorun.

BEN İYİ BİR MESLEKİ SİYASETÇİYİM

Bundan önce ki başkanı siyasi kimliği ile ön planda gördük. Sizin böyle bir niyetiniz var mı?

Şunu söyleyeyim ben çok iyi bir siyasetçiyim ama mesleki siyaset. Benim oy verdiklerimin içerisinde sağcısı, solcusu her kim olursa olsun fark etmez. Beni ve ekibimi oraya layık gören bir grup var. Benim siyasi bir kimliğim var zaten. Ama ben siyaset yapacaksam burada başkan olmama gerek yok. Gider orada siyasete başlardım. Ben Antalya sevdalısıyım. Yaşım 42. Yapacak çok şeylerim var. Eşim ile etrafımla yapacak çok şeylerimiz var. Siyasi amacım ya da emelim hiç olmadı. Siyasetin, benim mücadele anlayışımla şu anda eşdeğer olduğuna inanmıyorum. Siyasette hak yok, gördüğüm kadarıyla güçlü var. Haklı olabilirsin ama güçlü değilsin, o zaman sen sınıfta kalıyorsun. Siyasi bir düşüncemiz yok. Mevcut başkana da zamanında kalkıp, “sen siyaseti düşünüyorsun. Orada devam et. Biz de seni destekleyelim” diyen yine o genç yürek bendim. 6, 7 yıl önce. Ama biz odamızda üyelerimiz bizi oraya layık gördü diye öteleştirmeye gerek yok. Bakın buraya arkadaşımla geldim. Çünkü neden? Bizler her yere 1 fazla gidelim. Toprak Koruma Kurulu dedin. Oraya da 1 fazla gidelim. Şunu söylemek istiyorum. Çok büyük sorumluluk aldık. Bunun farkındayız. Biz valinin de yanına gideceğiz. Herkesin yanına gideceğiz. Antalya sınırları içerisinde biz tarımın sesi olmak zorunda olduğumuz için, ötekileştirecek kadar ya da siyasi emellerimizden dolayı bize yakın-uzak diyecek kadar da bu işi entegre etmeyeceğiz. Çünkü beklenti çok fazla. Düşünün 16 yıllık bir süreç var. Geçen seçim salladı bu seçim yıktı diyorlar. Halk tabiri tabii bu. Biz kimseyi yıkmadık. Hep beraberiz biz.

'CHP'NİN 'ARKA BAHÇESİ' ALGISI

Beklentiler var dediniz. Yıllardır odanın içindesiniz. Gelir gelmez daha önceki yönetime yaptıramadığınız ve sizin yapacağınız ilk proje nedir?

Şu algı kırılacak: İşte oda CHP’nin arka bahçesi mantığını, siyasi kimliğini kıracağız. Bizim siyasi anlamda olmamız gereken her yerde kıracağız. Tabii ki bağlı olduğu üste göre yapmak gereken görevlerimiz var. Gidip de bir şeyleri değiştirmeyeceğiz. Şucu, bucu oldu yapmayacağız. Öyle bir derdimiz yok. Ama en önemlisi şu oda içerisinde ki tabana kadar inebilecek, yan yana gelmeleri 3’ü 5, 5’i 10 ve en önemlisi benden çok, biz olmaya doğru güçlenen ve gençleşen bir oda kimliğinde olacağız.  Siz artık siz değilsiniz. Bir kurumu temsil ediyorsunuz ve sorunlarla mücadele etmek zorundasınız ama bir yere gittiğimiz zaman adam diyor ki “sen şucusun bucusun.” Ben neyi konuşmaya geldim yahu sen onu bir sor bakalım. Hangisi doğru bir onu tartışalım. Biz oda da şunu yapmak istiyoruz: Nasıl Ümit Uysal, Muratpaşa Belediyesi’nde Turuncu Masa kurdu. Kimse bununla ilgili ne oluyor sorusunu bilmiyor. Ama çok şey oluyor. Biz de diyoruz ki odamız da paydaşlarımızla ilgili bir masa oluşturalım, alt komisyonlar kuralım, online bir sistem kuralım, tabana aktartalım. Taban şu anda bizim yanlarında olduğumuzu ve mücadele ettiğimizi, sonuca ulaşıp ulaşmadığımızı bilmek zorunda. Onların sorunları için biz buradayız.

EXPO ALANI ÖZELLİŞTİRİLMEMELİ

EXPO 2016 ile ilgili çok tartışmalar var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

EXPO’nun özelleştirilmesinden ziyade özelleştirilip başlanması gerekiyordu. Şimdi özelleştirilmesi bence çok doğru bir şey değil. Ne amaçla kuruldu? Ne amaca yönelik gidiyor? Orada ki mücadeleyi ne derecede yaptılar, o detayı bilmiyorum. Ama ben şahsen oda başkanı kimliğim ile değil Vural Şahin olarak söylemem gerekirse, özelleştirilmesine karşıyım tabii ki. Doğru değil. Çünkü öyle bir noktada ki hiç bekleneni veremedi. Ben bile bir sefer gezmedim. Sadece geçenlerde bir toplantıya gittim. Yani öyle bir yapı, öyle maliyete, öyle bir ses çıkmadı. Tamamen yanlış bir yatırım oldu.

Boğaçayı Projesi hayata geçtiğinde orada ki tarım alanlarının tuzlu suyla buluşması söz konusu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Antalya tarımı dendiği zaman, sadece örtü altı sebzesi yok, bunun narenciyesi de var. Çakırlar Bölgesi bu anlamda ad yapmış bir bölgemiz. Sonuçta siz denizi içeri çekerseniz, tuzlu yapıyı kaynaklarla birleştirirseniz bu çiftçiler bunları sularken, oraların tamamen kurumasına ve verimlilik ile birlikte adamların artık üretim yapmamasına kadar geçecek. Bu çok yanlış bir proje. Bizim oda da bununla mücadele de aynı sesi duyurmaya çalıştı. Ama emin olun orada ki çiftçilerde orada bu anlamda mücadele ediyor. Kırcami örneğinde verdiğim çiftçi mantığıyla aynı değil Çakırlar’daki. Yani çok yanlış bir proje, bunun artık çok iyi bir şekilde anlatılması lazım. Yoksa herkes evinin bahçesine arıtma sistemi gibi kurup da, oradan filtre edipte mi sulama yapacak? Sonuçta kök salan bir ağaç yapısı var. Onlarda ileride ki aşamalarda o sularla temas kuracak.

DOĞRU ÜRETİM YAPILIYOR MU?

Doğru üretim yapıyor muyuz? Toprak analizlerini yeteri kadar yapıyor muyuz?

Bununla ilgili biraz teknik bilgi vermek zorundayız. İklim yapısına göre sıcak dönemde verilen gübre ile soğuk dönemde verilen gübrenin kalitesi, alınabilirliği, içeriği bir değil. İkincisi maliyetleri de bir değil. İster istemez çiftçileri beraberinde ki alışveriş yapmış olduğu zirai ilaç bayilerine yönlendiriyor. Onların ellerinde ki mevcut ürünlere eşdeğer. Şu anda sayısı 600’lerde, 700’lerde ilaç ve gübre firması var. Her birinde kalsiyum var. Ama hepsinin alınabilirliliği aynı değil. Doğru gübrelenme konusunda da artık yapılmıyor. Şu anda yapılan; üretim maliyetinin ne kadar düşürebiliriz manasında ki üretim kapasitelerine yönelmek. Maliyeti A ürün 100 liradır sonucu alır. B ürün vardır, 20 liradır. Ama bugün 600 kuruş liraya marul satılmazken de bu adam gidip bu ürünü kullanmıyor. Bir taraftan çiftçinin bir kulağı her zaman halden gelen anonsta. Geliyor örneğin zirai ilaç bayisine ürün alacak. ‘Valla birader ben onu almam’ diyor. ‘Hale bu kadar borcum var. Sana bu kadar borcum var’ diyor. Güncel yaşantılarında ki maddiyat anlamında ki sıkıntılarından dolayı yanlış gübrelenme demeyelim ama ucuza kaçmaya, kalitesiz gübre kullanmaya yöneliyorlar. Şimdi klorlu gübre var bir de klorsuz var. Maliyette ona göre değişiyor.

İnsan sağlığını nasıl etkiliyor?

İnsan sağlığından ziyade topraklarımız bu anlamda sıkıntı yaşıyor. İleriki aşamada ki verimliliğe kadar ve oranını tam hatırlamıyorum ama muzda bir teşvik oldu. Devlet yüzde 4 civarında bir teşvik verdi. Muza karşı Gazipaşa, Anamur, Alanya hattında üretim seraları arttı. Şimdi devletin burada çok güzel bir şey ayarlaması gerekirdi. Bununla ilgili Devlet İstatistik Kuruluşlarından destek alınıp, başka çeşitliliklerinde artması gerekir. Bunu neden söylüyorum? Bir dönem nar popülasyonu artmıştı. Herkes nar yaptı. Şimdi nar sökülüyor, biz böyleyiz. İşte soğan bir bakmışsın pik, bir bakmışsın atmışsın. Patates de öle. Biz burada üretmekle mükellefiz, ama ürettiğimizde karlı bir halde satabilmemiz için pazara ihtiyacımız var. Rusya kapısında sıkıştık. Sağ elinle sol kulağını gösterir gibi farklı kanallardan Rusya’ya sebze satmaya çalıştık. Bugün Rusya üretim yapmaya başladı. Bizden avantajları ne? Enerjiye sahip. Isı anlamında bizden daha iyi ve bizler buraya hizmeti götürüyoruz. Seranın kurulumunda danışmanlık anlamında da Türk mühendisler var. Böyle bir terslik.  Ne yapacaksın o zaman, Rusya’yı çoğaltacaksın. Pazarı çoğaltacaksın. Paramız da dar.

KORKUTELİ’DE KURAKLIK TEHLİKESİ VAR

Antalya’da kuraklık tehlikesi var mı?

Korkuteli hattında geçen ki bir çalışmamda, orada bir handikap oluşmaya başladı. Oradaki su miktarının azaldığına dair, ileriki aşamada yağış miktarının eşdeğer bir kuraklık tehlikesi yaşadığını gördük. Seçim çalışması esnasından sorduğumda böyle bir cevapla karşılaştım.

Bu pazara nasıl yansır?

Kademeli yansır. Bir bölgede olan kuraklık kademe olarak yansır. Çok büyük bir yansıma olmaz ama aşağıda örtü altı sebzeciliği anlamında bir kuraklık yok. Açık tarla dediğimiz ya da meyvecilik anlamında var. Onların da oranlarına eşdeğer konuşmak lazım. Şu anda oranları neler bilmiyorum. Riskte mi? Değil mi? Yağış miktarı ne? Havzalardaki su miktarını bilmiyorum.






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI