Bugun...
Reklam
Reklam


Salı Sohbetleri: 112 - SAYD Başkanı Sefa Altınay - Kültür turisti küstü
Turizmdeki en büyük sorunlardan birisinin kültür turizmindeki kayıp olduğunu belirten SAYD Başkanı Sefa Altınay, “Dört yıl öncesine kadar Türkiye’ye 650 bin kültür turisti geliyordu, şimdi ise bu rakam 40 binlere indi” diye konuştu.

Salı Sohbetleri: 112 - SAYD Başkanı Sefa Altınay - Kültür turisti küstü
+ -
Reklam

Salı Sohbetlerinin bu haftaki konuğu Seyahat Acenteleri Yöneticileri Derneği (SAYD) başkanı Sefa Altınay oldu. Sefa Altınay ile TÜRSAB seçimlerini, turizmi ve seyahat acentelerini konuştuk.

TÜRSAB’ın son durumunu ve seçimlerini değerlendirir misiniz?

Başaran Bey, aşağı yukarı 18 yıldır TÜRSAB’ı yönetimi ile idare ediyor. Fakat son 3 dönemdir genel kurullarda ciddi muhalefet adayları çıktı. Geçtiğimiz dönem TÜRSAB, tarihinin en çekişmeli genel kurullarından birini yaşadı. Başaran Ulusoy, Emin Çakmak ve seçimlere çok kısa bir süre kala adaylığını açıklayan Firuz Bağlıkaya çekiştiler. Nihayetinde geçen seçimde muhalefetin toplam almış olduğu oy, Başaran Bey’in almış olduğu oyun üzerindeydi. Genel kurulun ilk günü divanı muhalefet aldı. Seçimlerde Başaran Bey kazandı ve bir dönem daha TÜRSAB’ı yönetmek üzere yetkilendirildi. Geçtiğimiz seçimde benim de bizzat içinde olduğum çalışmalar oldu, muhalefeti birleştirmek adına. Fakat muhalefet birleşmedi. Birleşmiş olsaydı geçtiğimiz dönem, muhalif adaylardan birisi bu dönem TÜRSAB’ın başında olacaktı. Bu muhalefetin anlaşamaması ciddi eleştirilere de sebep oldu. O anlamda taraflar diğer tarafı suçladılar. Bu iki yıl içerisinde Emin Bey tekrar aday olmayacağını açıklamıştı. Fakat kısa bir süre önce aday olacağını açıkladı. Firuz Bey, geçen seçimden sonra çalışmalarına hız kesmeden devam etti. Başaran Bey üzerinde ciddi bir baskı oluştu. Bu dönem aday olmamayı tercih etti. Birkaç dönemdir TÜRSAB Genel Sekreterliğini yürüten Çetin Gürcün adaylığını açıkladı. Çetin Bey’in adaylığı aslında Başaran Bey cephesinin adaylığı. O anlamda bu seçimde aday sayısı fazla oldu. Bu bir kere sevindirici.

Antalya turizm kenti olmasına rağmen TÜRSAB Antalya’ya hep uzak kaldı gibi bir izlenim söz konusu. Bunun Antalya’ya yansıması sizce nasıl? Yeni yönetimde kim olursa olsun Antalya ile nasıl dirsek temasında olmalı?

TÜRSAB birlik olarak, malum her organizasyonun kuruluş, gelişim ve büyüme aşamalarında farklı fonksiyonları olabiliyor. Böyle bir birliği bize kazandırdıkları için geçmişteki büyüklerimize, meslektaşlarımıza teşekkür etmek gerekiyor. Bu birlik neler yapabilirdi? 1970'lerde başka bir şey yapardı, 1980'lerde başka bir şey yapardı, 2000'lerde başka bir şey yapardı. Önceden biliyorsunuz zaman aralıkları daha genişti. İnternet, sanal dünya ve teknoloji ile birlikte zaman aralığı çok kısaldı. TÜRSAB’ın Tüm Türkiye’deki organizasyonların ontime dedikleri, eşzamanlı olarak, tüm dünyaya entegre olarak faaliyetlerde bulunması gerekiyor. Başaran Bey ve ekibi muhakkak ki çok değerli işler yaptılar. Birliği devlet nezdinde belli yerlere oturttular ama, birliğin amacı sadece bir organizasyon olmak değil, sektöre bir şeyler verebilmek. Zannediyorum oralarda geri  kalındı. O anlamda yapılan eleştiriler çok haklı. Demokrasilerde sayısal üstünlük geçerli bildiğiniz gibi. Bakacak olursanız Cumhuriyet Halk Partisi'nin kongresi yapıldı geçtiğimiz günlerde. Bin 400 delege vardı. Ama delege dağılımlarına baktığınız zaman illerin delege dağılımlarını bir inceleyin. Bu tür genel kurullar sayısal üstünlük ile neticelendiriliyor. Antalya tabii ki de Türk turizminin lokomotifi. Bunu hiçbir yerde tartışmaya gerek yok. Fakat TÜRSAB’ın üye sayısı bugün itibariyle 10 bini aştı. Malumunuz TÜRSAB’a 37 bin lira yatıran herhangi bir limited şirket, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği lisansını alabiliyor. Çarpıklık buradan başlıyor. Yani burada bakkal, kasap, taksici, gazeteci herkes seyahat acentesi olabilir. Konuya buradan girmek gerekiyor. Son dönemde seyahat acentesi sayısının bu kadar artması, turizmde işin çok iyi gitmesinden mi, yoksa her bir seyahat acentesinin oy potansiyeli olmasından mı kaynaklanıyor? Sorusu her genel kurul öncesinde soruluyor. 10 bin üzerinde seyahat acentesi mevcut. Bu seneki genel kurula maksimum katılım olması öngörülüyor. Bu da yüzde 50’si. Bu da 5 bin ediyor. Kalan 5 bini de genel kurulda gelmiyor, gelmeyi tercih etmiyor. Diğer 5 binin de ne kadar turizm yaptığı da sorgulanmalı. Turizm yapıp, yapmadıklarını da bilmiyoruz ama her birinin belgesi var. Antalya o anlamda domine ediyor fakat sayısal üstünlük Antalya’da değil.

TÜRSAB'DA MUHALİF ADAYLAR

Bana sürekli turizm nasıl olacak diye soruyorlar. Bu son derece yanlış bir soru. Soru böyle sorulmaz. Tur operatörlüğü ayrı bir meziyet, bilet satış acenteciliği ayrı bir meziyet. TÜRSAB, daha önce biliyorsunuz ki A, B, C şeklinde sertifikalar veriyordu. Bunların tekrardan bir  kalifikasyona girmesi lazım. Turizmin asıl sorunları bunlar aslında. Ama bunlar TÜRSAB yönetimi tarafından çok görülmedi ya da bu konularla çok uğraşılmadı. Geçmiş yönetim daha çok vize, hac ve hükümetle olan mevcut ilişkilerin düzgün yürütülmesine konsantre oldu. Özellikle Antalya ve Türkiye'nin son üç, dört yıl içerisinde kanayan yarası olan turizm hareketliliğindeki bu dalgalanmalara bir çözüm önerisi getiremedi. Bu sebeple son iki dönemdir ciddi muhalif adaylar çıkmaya başladı. Özellikle Antalya merkezli büyük tur operatörleri, TÜRSAB seçimlerine itibar etmeyen tur operatörleri, ‘kim gelirse gelsin ben ticaretine bakıyorum’ diyen tur operatörleri, geçtiğimiz sıkıntılı dönemde aslında birliğin organizasyonunun, odanın ve hükümetin ilişkilerinin, dış politikaya etki edebilecek turizmcilerin ne kadar önemli olduğunu, bu kriz döneminde anladılar. Turist gelmemeye başlayınca herkes etrafına bakmaya başladı. Bakıldı ki işler yolunda giderken bu tür birlik, dernek, oda çok önem arz etmiyor. Ama işler kötüye gitmeye başladığı zaman ne yapacağız  denildiğinde bu tür organizasyonların önemi ortaya çıkıyor. TÜRSAB seçimlerinin iki dönemdir bu kadar çekişmeli geçmesinin sebebi, turizmin dönemsel krizler yaşamasıdır. O anlamda TÜRSAB yapısının değişmesi gerekiyor.

Bizim teknoloji ile ilgilenmeniz gerekiyor. Bizim değişen pazarlarla, lobi faaliyetleri ile ilgilenmeniz gerekiyor. Sinema sektörünü Türkiye'ye sokmamız gerekiyor. Türk dizilerinin pazarlanmasına yardımcı olması gerekiyor. İş sadece turizm; turist, uçak, otel değil sadece. Bunun yan kolları ve etki alanları o kadar fazla ki 45 sektöre dokunuyor turizm. Türk dizileri yurtdışında çok revaçta. Orta Doğu’ya gidin Kıvanç Tatlıtuğ, Burak Özçivit’i tanımayan kimse yoktur. Ama Dışişleri Bakanı'nın ismini bilmiyorlar belki. O insanlar buraya dizi çekim mekanlarını gezmeyi geliyorlar. Biz de öyle yapmıyor muyuz? Hollywood’a gidip bakmıyor muyuz? Bütün bunlar turizmi tetikleyici şeyler.

TÜRSAB HER ZAMAN MASADA OLMALI

10 binin üzerinde acente var dediniz. Bunlar turizme zarar veriyor mu? Bunlarla ilgili BYK’ların daha seçici ve otoriter olması gerekiyor mu? Bu kadar seyahat acentesinin açılmasının sebebi daha kolay ve çok para kazanıyor olmaları mı?

Kolay diyelim, fazla olduğuna inanmıyorum. 10 sene önce bu soru bana gelmiş olsaydı ben evet derdim. Her köşe başında bir masa, bir sandalye bir acente olmaması gerekiyor. Fakat dünya öyle bir hale geldi ki, aslında örneğin Amazon; onlarda bir masa-bir kasa. Onların da ne fabrikası var, ne kendi ürettikleri bir şeyleri var. Ahmet'inkini Mehmet'e, Mehmet'inkini Hans’a bir şekilde pazarlıyorlar. Dünya o yöne gidiyor. Fiziki şeylere çok fazla takılmamak gerekiyor ama bir ihtiyaç var. Arz-talep dengesine iyi analiz etmek gerekiyor. Her gelene bu lisansın verilmemesi gerekiyor. Bu lisansı vereceğiniz kişilerin en azından bir kriteri olması gerekiyor. Şimdi siz gidip bir eczane açabiliyor musunuz? Kasap dahi açamıyorsunuz. Bir kısıtlama olması gerekiyor. Geçtiğimiz yıllarda turizm organizasyonları ortaya çıktı. İnsanlara X oteli gösterdiler, pazarladılar, sattılar, paraları aldılar. Kayboldular gittiler. Turistler gitti, kapıda kaldılar. Geriye dönüp baktığınızda adam uçup gitmiş. Bu parayı kimden alacaksınız? Bir öz sermaye, belirli teminat mektupları, sigortalar olmalı. Bu işler yurtdışında çok ciddi yapılıyor. Fakat bu kriterleri  getirmiş olsaydınız o zaman 10 bin tane acente olmazdı. O zaman da 10 bin delege olmazdı. O iş başka yerlere gidiyor. Belirli kriterlerin olması gerekiyor. Bunun içinde sektör, alttan gerekli mücadeleyi veriyor. Bu tür açıkların kapatılması için de sektör, yeni STK’lar doğuruyor. Bir turizm şehrinde Valilik, belediyeler, turizm kongreleri, toplantılar ve benzeri yerlerde TÜRSAB'ın masada olması gerekiyor. Antalya’nın  dinamiği turizm. TÜRSAB'ı kaç defa gördünüz masada bilmiyorum.  Bu sektörle yerel yönetimin iç içe olması gerekir. Haftanın 7 günü demeyeyim ama 3 günü bir araya gelip haftalık bilgilendirmeler yapılmalı. Biz kendi basınımızdan çok yabancı basından bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz.  Valimiz Münir Bey bu konuda çok aktif. Sürekli toplantılar yapıyor, dinliyor, fikir alıyor, soruyor. Bu güzel bir şey bunun da olması gerekiyor. TÜRSAB gibi bir organizasyonun valilik ve belediye binasından çıkmaması gerekiyor.

TÜRKİYE YURTDIŞINDA FİYATLA SATIYOR

Vali Münir Karaoğlu’nun sonra dönemlerde sıkça bahsettiği bir demeç var. Turizmcilere sürekli, ‘artık kendinizi ağırdan satın’ diyor. Siz bu söze katılıyor musunuz?

Kalitenin üç kuruşa gitmemesi gerekiyor. Ben bu çerçevede Valimizin bu sözü söylediğini düşünüyorum. Her köşe başında satılmaması gerekiyor. Bu bir gerçek. Fakat başka bir gerçekse içinde bulunduğumuz son 2 yılda Türkiye, maalesef sadece fiyat üzerinden satış yapabiliyor. Bir anekdot anlatayım. Yurt dışında gittiğim bir fuarda X bir tur operatörünün standındaydım. Fuarın ilk iki günü profesyonellere yönelikti. Son 2 günü halka açıktı. Oradan gidip seyahatinizi satın alabiliyordunuz. Bir karı-koca geldi. “Bizim iki çocuğumuz var, Temmuz ayının şu tarihleri arasında 10 gün tatil yapmak istiyoruz” dediler. “Kanarya Adaları düşünüyoruz” dediler. 7 bin 302 Euro hesap çıktı. Aynı otel grubunun Side'de de bir oteli var. Uluslararası bir grup. Adam çokmuş dedi. Daha uygun bir tesis var mı diye sordu. Daha uyguna 6 bin 800 Euro var dedi. Ama Türkiye'de daha uygun bir tesis var. Ayrıca orası 5 yıldızlı dedi. Yok dedi adam. Fiyatı hesapladık 4 bin 800 Euro. 4 yıldız yerine 5 yıldız, 7 bin 300 yerine 4 bin 800 Euro. Adam başta hayır demişti ama sonra neresiymiş o diye sordu. Bakabilir miyim dedi. Aslında o kadar da kötü değilmiş diye eşiyle konuştu. Eskiden giderdik ne dersin diye eşine sordu. Şimdi o 7 binken, Türkiye 6 bin olsaydı, yine gelmezdi. Buraya gelmeleri için bariz bir fark olması lazım. Şu an Türkiye yurtdışında fiyatla satıyor. Bu konuda kendimizi kandırmayalım. Akdeniz çanağının en güzel tesisleri burada.  Ne İtalya’da ne İspanya’da. Ama satıyorlar, geceliğini bin Euro’ya. O da ayrı bir konu.

TÜRK TURİZMCİ DEĞERLİ

Türkiye'nin yurt dışında satış yapamıyor olmasının nedeni çok iyi tanıtım yapılamıyor olması mı yoksa son yıllarda yaşanan terör olayları, siyasi çelişkilerden dolayı oluşan bir güven sorunu mu?

Biz kendimizi çok iyi anlatıyoruz. Türk turizmcisi dünya pazarında örnek gösterilen, parmakla gösterilen çok değerli bir turizmci. Dünyanın her yerinde Türk turizm yöneticileri var. Dünyanın en büyük tur operatörlerine gidin, üst yönetimlerde muhakkak Türk yönetici vardır. Bireysel olarak her bir işletme kendisini çok iyi ifade ediyor. Öyle söyleyeyim. Bölgesel pazarlamada sıkıntılar var ama bazı oteller kendisini çok iyi pazarlıyor. Yapılması gereken her şeyi kendileri yapıyor. Fuar organizasyonlarına katılıyorlar, geceler düzenleniyor, yüzlerce seyahat acentesi buraya davet ediliyor. Biz üzerimize düşeni yapıyoruz ve dünya turizm tüketicisi en azından orta mesafedekiler  bizleri tanıyor. Avustralya Türkiye'yi tanımıyor olabilir ama diğerleri çok iyi tanıyorlar. Bununla ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Fakat yurt dışındaki algı ve oluşturulan anti-Türkiye atmosferi, Avrupa’daki Türkiye algısı sıkıntı yaratıyor. Bizim Slav bölgelerinden, Rusya'dan yana bir sıkıntımız yok zaten. Hatta çok ciddi artışlarımız var. Avrupa'daki medyanın planlı bir şekilde yönlendirilmiş olarak, Türkiye ile ilgili terör yandaşı, otoriter, yüzünü doğuya dönmüş, komşuları ile sorun yaşayan, kendi içindeki etnik grupları ezen bir ülke imajı yaratıyorlar. Özelde konuştuğum bütün turizmci arkadaşlarım biz çok seviyoruz sizi diyorlar. Fakat prensip olarak mevcut siyaset sürdüğü sürece biz gelmeyi düşünmüyoruz diyorlar.

2018 FUARLARI FIRSAT

Bu yıl yapılacak turizm fuarlarında Türkiye'yi neler bekliyor sizce? Geçtiğimiz yıl bu fuarlar Türkiye açısından sıkıntılı fuarlardı.

Ben Viyana Fuarı ile başladım. Yılın ilk fuarıydı. Avusturya biliyorsunuz Avrupa'da Türkiye'ye karşı tutumu en olumsuz olan ülke. Avusturya halkı son dönemlerde biraz daha milliyetçi akımların etkisinde. Bunu kullanmaya çok hazır bir kesim var Avusturya'da. Bir fırsat çıksa da Türkiye'ye saldırırsa diye aportta bekleyen bir kesim var. Bunun gibi birkaç ülke daha var. Bunlar geçmişte belki de bizimle sorunları olan ülkeler. 2 sene aradan sonra ilk defa Avusturya Fuarı’na gittiğimde tünelde ışık gördüm ben. Biz geçen sene gittiğimizde merhaba, nasılsınız dedik. Bir çay, kahve içelim unutmayın bizi dedik. İş konuşmadık bile. O atmosfer vardı. Bu sene Türkiye'de ufak tefek bir şeyler kıpırdayacak galiba siz bize ürün gönderin dediler. Nitekim yaptık. İlk ürünleri verdik. Avusturya'da pazara çıkmaya başladı. 2018 güzel başladı dedik. Utrecht  Fuarı’nda ilgi iyiydi. Yani tüketicinin Türkiye'ye olan ilgisi Hollanda'da iyi seviyede şu an. Fakat son günlerde yine bazı siyasi sıkıntılar yaşandı. Umarız çabuk gündem değişikliği olur. Ocak-Mart ayları arasındaki siyasi atmosfer bizler için çok önemlidir. Erken rezervasyon dönemi olduğu için. Asıl değerli müşteri, fiyatı daha düşüğe de gelse ama ben Türkiye'ye gideceğim eylülde deyip, şubat ayında parasını ödüyorsa, o katma değeri yüksek müşteridir. O müşterileri biz mart sonuna kadar topluyoruz. O yüzden bizim tek dileğimiz ocakla mart arasında siyasi atmosfer iyi olsun. Temmuz, ağustosta da patlama çatlama olmasın. Bu ikisi olunca biz zaten kendimizi ekim ayına atmış oluyoruz. O iki takvimde bir şey olmaması gerekiyor. Bizim de şansımızı son 2 senedir  siyasi atmosferdeki gerginlik hep ocak-mart arasına denk geldi. Bu da otelcilerin fiyat kırmasına sebep oldu. Türk turizmcileri, ITB’nin en kalabalık grubudur. Bu hep böyledir. Bu sene de böyle olacak. Hatta bu sene sayı biraz daha artar. Geçen sene çünkü bütçeler ve moral motivasyon daha düşüktü. Şirketler bu sene satış pazarlama ekipleri sayısını olması gereken seviyeye getirdiler. Türkiye her zaman orada bir numaradır zaten. Türkiye en büyük salondur. Türkiye Salonu her sene eleştirilir. Daha güzel, daha iyi organizasyonlar olabilirdi diye. Bende buna katılırım. Biz bu kadar kalabalık bir heyetle, en büyük üçüncü salonu almışız. Bizim yeri göğü inletmemiz gerekiyor. Özellikle kriz dönemlerinde insanlar burada ne oluyor diye gelip baksınlar diye. Ben de Türkiye salonunun daha iyi bir sunum içerisinde olabileceğini düşünüyorum. Bu seneki ITB çok enteresan geçecek. Uzun süre kararsız kalan Alman tur operatörleri dünyanın en büyük tur operatörleridir. Bunlar son anda Türkiye kapasitelerini artırma kararı aldılar. Kayda değer büyük tur operatörlerinin pek çoğu yüzde 20 ile yüzde 70 kapasite artışı planladı geçtiğimiz dönemde. Temmuz, ağustos dolu görünüyor. Temmuz ve ağustos, paket fiyatlarının en yüksek olduğu dönemlerdir. Bunu unutmamak gerekiyor: Tur operatörleri ciro ile dönemlerini yaşayan organizasyonlar. Bu ilgi devam ederken yüksek sezonda maksimum odayı almaya çalışacaklar. Risk alacaklar.  O odaları gelip otelcilerden alacaklar. Otelciler de buna karar verecek. Odayı Alman’a mı, Rus’a mı, Türk’e mi vereyim diye. Ama o arada son iki yılda biraz algı değişti. Ben iklim değişikliği yaşıyoruz diyorum. Fakat bu iklim değişikliğinin ‘aman ha’ rehavetine kapılmamamız gerekiyor. Ocak ayında günlük, güneşlik deniz kenarında oturduk. Ya ne güzel hava dedik ama bunun olmaması gerekiyor. Küresel ısınma var. Ocakta neden güneş olsun ki? Turizmde de bir iklim değişikliği var. Evet bu sene otellerimiz dolacak ama hangi nitelikte dolacak? Kiminle dolacak? Orta Avrupa pazarı 210 gündür. Slav pazarı 145 gündür. Arap pazarı 90 gündür. Türk pazarı 90 gündür. Türki ülkelerin pazarı 125 gündür. Balkan pazarı da 150 gündür. Haziranla eylül arası tüm dünya bir araya gelse ve Türkiye’ye gitme yasağı koysa, bu oteller yine dolar. Biz Antalya gibi milyarlarca dolar yatırımın olduğu bir yerde tesisleri sadece 3 ay için yaptıysak o zaman tamam. Ama biz bunu 12 ay için yaptıysak başka şeyler yapmamız gerekiyor. Orta Avrupa’nın ağrılıkta olmadığı hiçbir turizm destinasyonu uzun soluklu bir başarı elde edemez. Antalya şehir olarak organize ve paket turlarda dünyanın en çok turist alan şehirlerinden birisi. Bir Rus ortalama 6 buçuk gün, İngiliz ortalama 8 buçuk gün, Alman ortalama 10 buçuk gün tatil yapar. Oteller kostlarına döndüğünüzde bir Alman ile Rus’un kost hesabı yüzde 30 fark eder. Katma değer olarak Alman lobide oturur, şarabını söyler. Akşam kıyafetini giyer yemeğe giderken. Rus tabağını doldurur sanki aç kalacakmış gibi. Orta Avrupa’nın turizm kültürü farklı. Bizim turizmdeki büyük başarımızın en büyük sebebi Antalya’nın Alman turistle çok erken tanışmasıdır. Bir sürü otelcinin Alman turistin isteklerine göre yatırımlar yapması ve o ekolde büyümesinden kaynaklanıyor. O yüzden özellikle Alman pazarı çok önemlidir. Alman pazarı hiçbir zaman kaybedilmemelidir. Özellikle Antalyalı basının turizmi çok iyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Turizm çok üst bir başlıktır.

TURİZMİN BİR DE SOSYAL YÖNÜ

Şu an hiç akla gelmeyen turizmdeki en büyük sorunlardan birisi bundan dört yıl öncesine kadar biz yıl genelinde aşağı yukarı 600, 650 bin kültür turisti ağırlıyorduk. Şu an sayı 40 bin. Bir Alman, ortalama 685 dolar harcıyor. İngiliz 675 dolar, Rus 500 doları civarı harcıyor. Bir kültür turisti bin 500 dolar harcıyor. 680 doları girmiş olduğu 5 yıldızlı tatil köyünün içinde harcıyor. Kültür turisti her yerde harcıyor. Yayıyor her yere. Turizmin bir de sosyal yönü, toplumsal boyutu var.

Herkes 2018 yılı turizmi için çok umutlu fakat, sizin söylediklerinize baktığımızda Orta Avrupa pazarı iç açıcı gibi görünmüyor. Eskiden yakalanan nitelikli rakamlara nasıl ulaşılacak sizce?

Turist gelecek. Bir turist var geliyor, 10 buçuk gün kalıyor. Bir turist geliyor 6 buçuk gün kalıyor. Bir turist 680 dolar, bir turist 500 dolar harcıyor. Rakamları nasıl görmek istersek öyle görebiliriz. Bu sene biz tekrardan 10 milyon ve üzeri turist ağırlayacağız. Slav ve Türki ülkelerinin tamamındaki artışımız yüzde yüzün üzerindeydi geçen sene. Avrupa’nın da tamamında yüzde 20’nin üzerinden düşüktü. Bu sene Avrupa daha iyi olacak. Bu sene Avrupa’dan gelecek artışla birlikte tekrar 2016’yı yakalarız. Alman’da 3 milyonu bulamayız, onun altında kalırız. Ama Rusya’da 4 milyonu geçeceğimiz aşikâr. Haziran, Temmuz, Ağustos’ta her yer dolu olacak. Bizim ülkenin tamamını gezenleri golfçuları, futbol takımlarını geri getirmemiz gerekiyor. Avrupa’dan profesyonel futbol takımı gelmiyor. Önceden gelirdi. Burada Efes Cup yapılırdı. Şimdi sadece amatör takımlar geliyor çünkü her şey dahil. Bir ülke turizmin temel taşları bunlar. Yoksa evet 100 dolar verip burada sabahtan akşama kadar içebilirsiniz. Yüksek sezonda 15 dolara her şey dahil var.

FİYAT İNDİRİMİ

Fiyat indirmeme gibi bir şansımız yok mu?

Temmuz, Ağustos’ta indiremeyebiliriz ama Nisan ayında yüzde 30 doluluk varken nasıl indirmeyeceğiz? Gönül ister ki indirmeyelim ama dediğim gibi Türkiye fiyat üzerinden satan bir ülke. Bu durumun değişmesi için birkaç sene daha geçmesi gerekiyor.

Turizm; sadece deniz, kum, güneş değil

Antalya deniz, kum, güneş dışında hiçbir şey satamıyor.

Oteller dolacak ama ne ile dolacak? Hangi fiyatla dolacak? Hangi kalitede insanla dolacak? Ülkeleri ve insanları küçümsemek için söylemiyorum ama entelektüel bir insanın buraya gelip, gittiğinde burayı anlatması başka. Daha alt gelirli ve seviyeli birinin anlatması başka. Buraya gelen turisti biz Türkiye elçisi yapıp geri göndermemiz lazım. 3 milyon insan gelecek. Bu insanlar burayı çok severse gittiğinde en azından annesine, çocuğuna anlatacak. 3 milyon çarpı 3, 9 milyon Türkiye sempatizanı eder her sene. Bu 150 milyonluk Rusya’da bir şey ifade etmeyebilir ama 7 milyonluk Avusturya’dan 300 milyon kişi geliyordu. 3 kişiyi etkilediğinde 1 milyon ediyor. O zaman da siyasiler kafasına göre konuşamıyor. Bunu sadece ticaret olarak görmemek gerekiyor. Bu 1 milyon kültür turisti 5 milyon resort turistinden daha değerlidir.

KIBRIS KAPALI BİR DÜNYA

Kıbrıs Antalya’ya rakip olabilir mi?

Ben Kıbrıs’a bu kış 10 milyon kişiden fazla turist götürdüm. Türkiye’yi maalesef istemediler. Bari yabancıya gitmesin, Kıbrıs’a gitsin dedik. Kıbrıs’ta iki uç turizmci var. Birileri bildiğimiz gazino otelleri. O kapalı bir dünya. Oraya gelen insanlar havalimanından alınıyor. Geri otelden çıkıp gidiyor. Bir de Kıbrıs’ta bizim otuz yıl gerimizde olan başka bir turizm dünyası var. 3, 4 yıldızlı tesisler var. Fiziki olarak, servis olarak, mutfak olarak, hijyen olarak yetersiz. Çoğunluk Rus ya da Afrika kökenli elemanların çalıştığı. Orada ada psikolojisi çok hâkim. Fiziki koşullar yetersiz. Ama o veya bu şekilde özellikle Antalya’ya kültür turizmi yapan birtakım acenteler Türkiye ürünleri almayan partnerlerimiz kabul etmeyince Kıbrıs’a yöneldi. Kıbrıs turizmini Antalya’daki 3 acente domine ediyor.

Peki eğitim turizmini Antalya’ya çekme imkanımız yok mu?

Bir yerde müşteri varsa o pazar oluşur. Antalya’da 3, 4 organizasyon var yurt dışı üniversiteler, eğitimler yapan. Kıpırdamaya başladı. Antalya’da talep az ama. Öğrenci değişim programları var. Onlardan da Afrika’dan ve Orta Doğu’dan buraya gelen çok. Ama Avrupa’dan biraz zor. O bir ara olmuştu. Gelip gidiyorlardı ama son 2, 3 yıldır yok.

 

Yabancı bir tur operatörüyle karşılıklı müşteri alıp verme durumu olabilir mi. Yani alman tur operatörü 2 müşteri gönderdiğinde bizde ona iki müşteri vereceğiz ve indirimli tatil imkânı doğacak gibi bir durum söz konusu olabilir mi?

Teoride kolay gibi gözüküyor ama bunu yapabilen tek bir ülke var; o da Çin. Ama serbest ticarette ben bunun olabileceğini inanmıyorum. Karşı tarafta bir anlaşma yapılabilecek bir kurum olması lazım. Ayrıca hükümet politikası olması gerekiyor. Mesela Turizm Bakanlığı, Alman Turizm Bakanlığı ile bir anlaşma yapsa ANEX’i ne kadar bağlar ki bu durum. Ben işime bakarım der. Ancak şöyle olabilir: Avusturya’dan bu sene 100 bin kişi geliyorsa, vize ücretini 20 Euro’dan 1 Euro’ya düşüreceğiz diyebilirsiniz. Bunun karşılığında oraya gidecek olan Türklerden de çıkış harcı almayacağız. Böyle bir niyet göstermek ve cazip hale getirmek için ancak böyle şeyler yapılabilir.






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI