Bugun...
Reklam
Reklam


Salı Sohbetleri:124 - Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Başkanı Hakkı Bahar
İhracat olmazsa, cari açıktan bahsedileceğini söyleyen BAİB Başkanı Hakkı Bahar, “İhracat olmadan biz yolları da, okulları da, hastaneleri de zor yaparız. Bu yüzden ürün çeşitliğini arttırmalı ve nitelikli ihracat yapmak zorundayız” diye konuştu.

Salı Sohbetleri:124 - Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Başkanı Hakkı Bahar
+ -
Reklam

NİTELİKLİ İHRACAT ŞART

Salı Sohbetlerinin bu haftaki konuğu BATI AKDENİZ İHRACATÇILAR BİRLİĞİ (BAİB) BAŞKANI HAKKI BAHAR oldu. BAİB’in çiçeği burnunda Başkanı Bahar ile projelerini ve ihracatı konuştuk.

Seçim sürecinden biraz bahseder misiniz?

Yoğun bir seçim süreci oldu. 2010’da birliğe girdim, başkan vekili olarak o zamandan bu zamana da başkan vekiliydim. Şimdi ise başkanlık nasip oldu. Neticede bunlar tatlı yorgunluklar. Seçim tecrübemiz elbette yoktu. Ancak ben hareketli bir insanımdır.  Bir defa bilmediğiniz pek çok şeyi öğreniyorsunuz seçimlerde. Sektörlerin sıkıntılarını daha yakından takip etme şansınız oluyor. Farklı sektörleri, farklı sıkıntıları, talepleri var. Veya siz sektörü gördüğünüz zaman geçmiş tecrübenize istinaden onların da henüz farkına varmadığı, çünkü işletme körlüğü diye bir olay var. Farklı yorumlar yapabiliyorsunuz. O nedenle bence son derece güzel bir seçim oldu ve bundan sonra bizim seçimde bir dinamizmiz vardı. Bu anlamda ilk defa bir BAiB seçimine tanık oldunuz. Ayrıca şunu da çok arzu ettim bu  seçimle beraber.  Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği’ni de tanıtalım istedik. Dolayısıyla billboardlar, gazete reklamları, demeçler noktasında hiç çekinmedik. Televizyonlara da çıktık. Buradaki temel dürtü Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği var ve aslında iktisaden Antalya'nın, Isparta'nın ve Burdur'un bölge birliği. 25 sektörümüz var, bu sektörlerde devletin desteği olsun, bizim mal satmamız lazım, pazar çeşitliliği var. Bunları anlama ve anlatma babında çok önemli. BAİB bana göre Antalya’daki en önemli iktisadi kurumdur. Bu kurum daha önceleri pek tanınmazdı, gönlümden geçeni ben ve ekibim yaptık. Bu bir ekip çalışması aynı zamanda. Her şeyden önce değişik sektörlerden yapabildiğimizce değişik katmanlardan, bölgelerden YKDK, TİM delegeleri almaya devam ettik. Çünkü aslında o da yetersiz onun için projelerimin içinde daha Türkiye'de olmayan bir yapı var, onu da projelendireceğiz 2018 yılı içerisinde bu proje başlayacak ama hiç bitmeyecek, böyle bir proje başlıyor.

NİTELİKLİ İHRACAT ŞART

Biraz BAİB’ten bahseder misiniz?

Bu memlekette ihracat olmazsa, biz cari açıktan bahsederiz. Cari açık olduğu sürece biz hiçbir zaman enerjiye olan bağımlılığımızı, dünyada farklı bir teknoloji zuhur etmedikçe olacaktır. Dolayısıyla bizim nitelikli bir ihracat yapmamız lazım, dışarıdan kaynak ihtiyacımız var. Bu kaynağı iki türlü sağlayabiliyoruz; bir tanesi sıcak para dediğimiz fonlar vesilesiyle anlık giren çıkan borsa yatırımları gibi paralar. İkincisi ise nitelikli ihracat. Bu ihracat olmadan biz yolları da, okulları da, hastaneleri de zor yaparız. Dolayısıyla gelecek nesilleri ve kendimizi daha refah içinde yaşatmamızın imkanı yok. Bizim her ne olursa olsun dış kaynağa ihtiyacımız varsa ve yarın da olacaksa, ihracatın olma mecburiyeti var. İhracatçıyı da tabi burada tanımlamak lazım, BAİB'i de tanımlamak lazım.

İHRACATÇILAR ELİNDE ÇANTAYLA GEZEN BİRİSİ DEĞİL

İhracatçılar farklı bir zümre değil, elinde çantasıyla gezen birileri de değil. Bir kurum, kuruluş, şirket çalışmaya başlar ve bir sanayi haline gelir ya da tüccarsa bir ticari işletme haline gelir. Daha sonra yurt dışına mal satıyorum dediği noktada ihracatçı olur. Şunu söylemekten de hiçbir zaman çekinmemek lazım; evet burası bir 'elitler kulübü' dür. Herkese açık olan bir elitler kulübüdür. Çünkü biz çok nitelikli bir iş yapıyoruz.

İthalattan biraz bahseder misiniz?

Bizim genç cumhuriyeti kuruşumuzla beraber her şeyden önce bilinmesi gereken bir kaç tarihi nokta var, onları da vurgulamak lazım. O zamanın iktisadi taribi onlar kurucular, bütün dünyada aslında. İmparatorluklardan demokrasiye, cumhuriyete bütün dünyada bir geçiş dönemi var. Hatta kimi zaman da rasyonalizmi de bunun içine koyabiliyorsunuz. O dönem zarfında yani 1710'larda başlayıp 1930'lara kadar gelen dönemden bahsediyoruz. Buradaki o zamanki görüş şu; aman ihracat ve ithalatla ilgili çok büyük bir bilgi yok korumacı politikalar var çünkü az harcaman lazım, zaten sanayi devrimi olmuş ama demir çelik endüstrisi mesela bir iki ülkenin elinde. Çok fazla da ürün yok.  Daha sonra 1920'lerde bizim de hat kurucu meclisimiz o günün Türkiye'sinde savaş halindeyken orduya ekmek yetiştiremeyecek haldeyken biz ihracat kararnameleri, yurtdışı satış kararnameleri çıkaran bir kurucu meclise sahiptik. Ve ilk 1937 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurucu liderimiz, önderimizin direktifi ile ihracatçılar birliği kuruluyor. İlk kurulan birlik ise Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği'dir. Oradan bu tarafa gelen bir yapı var. Şimdi o günün dünyasına geldiğiniz zaman ve 1930'lardan sonra artık ürün çeşitliliği geliyor. Mesela o zamanın Amerikan arabaları A'dan Z'ye tüm dünyayı istila ediyor. Akabinde yine otomotiv sektöründen devam edersek, Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar ve en sonunda da Japonlar bu işe giriyor. Ve Japonlar bütün bu otomotiv endüstrisi aslında bir lojistik operasyon diyorlar. Bugün Toyota büyük bir otomotiv markasıdır ama bunun önünde çok büyük bir lojistik operasyondur. Dolayısıyla o otomobilin farklı etmenlerini, lastiği, koltuğu gibi farklı yerlerde ürettirip aynı geminin içerisinde neredeyse montaj yapmak suretiyle gemi yoldayken arabayı imal etmeye başlıyorlar. Bu da tabi mecburiyetten çünkü, Japonya'da her tarafta yoğun bir nüfus var. Doğal kaynaklar son derece kıt, zaten deprem ülkesi bu nedenle bunu yapmak mecburiyetindeler. Bu lojistik operasyon hali, ama bir bakıyor Amerikan firmaları veya dünya firmaları bu çok efektif bir yol iktisaden çünkü kendilerinin 100 liraya mal ettiğini başkaları 50 liraya edebiliyorlar. İşin aslı aslen otomotivden geliyor. Sonra ne oluyor? Sonra bütün sektörler kendiişlerinde farklı yerlerde farklı komperentleri imal ettiriyorlar ama ana vücut ve teknolojiyi kendi bünyelerinde tutuyorlar, montaj hattı kendilerinde kalmak suretiyle globalizasyon dediğimiz yeni bir süreç geliyor.

Tabi bu globalizasyonun ilk başlangıcı bu ticaret ama arkadan globalizasyon 1990’ların sonunda bir politika haline geliyor. Günümüzde de bu politika çöküyor ama ticaret devam ediyor. Yani sulandırılıyor bu ticari efektifimiz.

Yine iktisaden şöyle bir tabir var; davranışsal ekonomi dediğimiz ikinci bir model artık gün yüzüne çıkar oldu. Davranışsal ekonomi 1700'lü yıllarda Adam Smith'e kadar dayanıyor. Burada deniyor ki artık ekonomi eskisi gibi matematiksel değil, her şeyi matematiksel olarak değerlendirmeyin, insanlar hisseden bir varlıktır. Belki bunu formalize edemezsiniz ama hisseden bir varlıktır diyor ve biraz da buna bağlı bir modelle dünya hareket etmeye başlıyor.

Biz de neden euro döviz hareketlenmeleri var; davranışsal ekonomi dediğimiz kısımdan dolayı. Gazetelerde ekonomistler bir sebep algılayamıyoruz diyorlar çünkü bir rakama ve formüle dökmeye çalışıyorlar ama dökemiyorlar. Sebebi yok diyorlar ama sebep işte bu davranışsal ekonomiden kaynaklanıyor.

TÜRKİYE’NİN ÇIKIŞI BİOGAZDA

1930'larda ülkeler üretmeye başladığında biz neden geri kaldık?

Burada şunu iyi bilmek lazım, Anadolu coğrafyası çok güzel bir at gibidir, üzerindeki biniciyi bu coğrafya çok zorlamış hep tarih boyunca, şu gelen medeniyetlere bakın. Dolayısıyla bu coğrafyada oturmak kolay değil arkadaşlar. Bizim akıllı, birbirine bağlı, milli, heyecanlı ve çok eğitimli olmamız lazım. Bu etmenlerden bir tanesi eksikse bu at üstünden atmaya çalışıyor ama atamaz tabiî ki. Dolayısıyla zaman zaman bu coğrafya zorlar ve zorlama açısı da daha çok davranışsal ekonomi modeline çok yatkın yakın bize histeriler yaşattırıyor. Politik hissiyat davranışsal ekonomiye tetikliyor. Ama bunlar dönemseldir, bunlara böyle bakmak lazım fakat dönemsel olabilecek her türlü riske kalıtımsal ve kurumsal tedbirler almak lazım.

Biz ürettiğimiz hiçbir ürünü şuanda yüzde yüz dünya ülkeleri bu modelde Türkiye'den temin etmiyor veya kendi başına temin etmiyor, kendi ülkesinden temin etmiyor. Çipini bir yer üretiyor, plastik komponentini başkası üretiyor. Enerji temel ihtiyaç, dolayısıyla enerji ile ilgili farklı şeyler de modellemek lazım bu memlekette. Yeşil enerji, güneş enerjisi hatta biogazı. Ben biogazı çok önemsiyorum. Şimdi birazda teknik olarak üstünde çalışıyorum, bence Türkiye'nin çıkışı o noktada. Biz ne zaman ihracatımızı nitelikli ürün ihracatına geçirir hale getirirsek, buradaki cari açı problemi kendi kendine kapanacaktır. Bu da mühendislerle olacaktır, bizim nitelikli ürün üretmemiz lazım.

ÇEŞİTLİLİK ŞART

Antalya'da önümüzdeki dönemlerde bizi neler bekliyor, BAİB başkanı olarak hayata geçireceğiniz projeleriniz nelerdir?

Her şeyden önce bu masanın bir tarifini yapmak lazım, bir sorun var mı? Evet var. Burası benim mizacımdaki bir adama göre. Eğer burası New York gibi bir şehir olsaydı, yine bir sorun olacaktı. Çünkü benim mizacımdaki bir adam, her zaman sorun arar, işim bu. Dolayısıyla bunu yanlış değerlendirmemek lazım. Bir defa Antalya, Burdur ve Isparta'yı masanın üzerine yatırmak lazım. Bizde iki tane konu var. Antalya ekonomisi olarak ekonominin çeşitliliği yok. Sektör çeşitliliği yok. Tarımın var, turizmin var ve bu iki konuda da müşteri çeşitliliğin yok. Bir iki ülkeye bağlısın. Bizim üstümüze düşen görev şudur;  şehir anlamında turizm olmazsa olmazımız ama bizim evlatlarımızı, kardeşlerimizi altı ay otelde çalış, altı ay evde otur tembelliğinden çıkarmamız lazım. Bu bizim boynumuzun borcu. Her kim neresinden tutarsa tutsun bizim bu sorunu çözmemiz lazım. Burdur, Bucak, Isparta tarafına gittiğimiz zaman da mermer, kısmen çok büyük fabrikalar çimento, kısmen yaş sebze meyve, gül yağı dışında sayabildiğimiz elle tutulur başka bir sektör var mı? Bunlar pastanın süsü, elimizde ana gövde yok. Bizim öncelikle nitelik kazanmamız lazım. Bununla beraber komoditi ürünlerde sektörel çeşitliliğe gitmek lazım. Bunun başka bir yolu yok. Isparta, Burdur ve Antalya'da bizim neden 10 milyar dolar ihracatımız yok. Bunun sebebini bulup hep beraber müdahale etmek zorundayız. Bu dediklerimin hepsi bir vatan görevi, siyasetin de amacı, vatandaşın da derdi bu. Bunun adı ekmek davası.

DEVLETİN DESTEĞİ VAR

Üretici devletten destek alamıyoruz diyor, ihracatçı ulaşım maliyetleri çok yüksek diyor. Şikayetler var ama ortaya çözüm çıkmıyor. Siz bu konu hakkında ne düşüyorsunuz?

Ben size doğruyu söyleyeyim mi? Devletin destekleri var, ihracat ve üretim için. Yok diyen yalan söyler. Yurt dışına çıktınız, orada ofis açtığınız zaman devlet oradaki personelin maaşından kirasına kadar yarı yarıya destek çıkıyor. Fuara gidersiniz eğer nitelikli bir fuarsa oraya kadar öder. Devlet ihracatı destek fonlarından destek verir. Şikayetler konuyu doğru anlayıp okuyamamaktan dolayı oluyor. İlgili kurumların vatandaşa bunu yeterince iyi açıklayamamasından kaynaklanıyor.

SANAYİ ŞEHİR KÜLTÜRÜNÜ GETİRİR

Devletin verdiği desteği doğru kullanamamak durumu yaşanıyor o zaman değil mi?

Bizim jenerasyon ile 1945-1960 arasındaki jenerasyon arasında konuya bakış farkı var. Bizim jenerasyon geçiş jenerasyonu, benim yaşım 40.  Yani dijital evrimi, iletişim çağının o değişimini biz hissederek yaşadık. Bizim bir alt jenerasyonumuz öncesini bilmiyor. Turgut Özal ile gelen o değişimi bilmiyorlar. Bütün dünya ile beraber bilişim alanındaki hızla beraber farklı bir ekonomiye geçişi de gördük.

Devletler, şirketler gibi kendi yaptıkları destekleri nitelikli bir şekilde vatandaşın kafasına sokmak zorunda. Bu şimdi kısmen uygulanır oldu. Billboardlarda, televizyonlardaki söylemlerde, görsel ve yazılı basında olsun yer alınıyor. Ama iş dünyasına geldiğiniz zaman aktif hız olmalı. Bizim bir tek ihracatımızın uçak düştüğü dönemde 38 tane TIR’ımız Rusya'daydı. Ne yapacaksın? Gittik anlattık, devlet pro-aktif önlemini aldı. Oradaki zaiyatın bir kısmını devlet ödedi. Kendimiz gittik mücadele ettik. Biz aynı zamanda diplomat gibi görev yapıyoruz bu noktalarda. Çünkü bu milleti karşı tarafta savunuruz ve temsil ederiz. Tabi bilgimiz, niteliğimiz ve ürünümüzün kalitesiyle ülkemizi temsil ederiz. Esas temsilci bizce biziz. Antalya'da iki tane sektör var problem çıktı iki sektör de gitti. Sonra bankalara düştü bütün firmalar ve hala bu bankalardan çıkma mücadelesi içindeler. Biz buradan bir ders çıkaracağız. Sektörel çeşitliliğe ve nitelikli ihracat gruplarını gerek Antalya'da yatırım yapmak, gerekse var olan yatırımlarını Antalya'ya çekmek mecburiyetindeyiz. Antalya'da eğer elektronik kart imalatı yapan bir firma olsaydı; sizlerin mahallelerindeki pek çok arkadaşlar o firmada çalışacaktı. Belki tekniker olarak belki de mühendis olarak çalışacaktı. Ama sizlerin çocukları o fabrika var diye elektronik mühendis veya yazılım mühendisliğinde tahsil görmek isteyecekti. Böylece 4-5 sene sonra Antalya'da pek çok elektronik ve yazılım mühendisi olacaktı. Sanayi şehir kültürü getirir. Sanayinin olmadığı yerde şehir kültürü bulamazsınız.

Sanayi 4.0 projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sanayi 4.0 bir dijitalleşme projesidir. Fikir olarak güzel ama onun da altını biraz doldurmak gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir kurum veya kimse bu projenin altını doğru dürüst doldurduğunu görmedim. Ben her kurum ve kuruluşla çalışmaktan yanayım, bunu her zaman da söylerim ve önemli olan da burada hizmet etmek. Ama şöyle de bir gerçek var; şuan Çin'de bir buçuk milyon insan yapay zeka için üniversitede okuyor, biz ne yapıyoruz?

Antalya olarak domatesimiz ve Finike portakalımız meşhur ama ne kendi salça markamız var ne de portakal suyu içeceği markamız. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaptığımız her projede BAİB olarak hedefimiz ilk olarak BAİB'i anlatmak tüm bölgeye. Bizim birlik olarak iki temel görevimiz var, fakat birisi hayat hiç geçmedi. Birincisi var olan ihracatı geliştirmek. İkincisi ise seni ihracatçı haline getirmek yani potansiyel ihracatçıyı bulup, ihracat yapabileceğine inandırmam ve teşvik ederek seni ihracatçı haline getirmem lazım. Olanı muhafaza etmek ve geliştirmek, olmayanı ise var etmek.

BEYNE VE FİKRE SAHİP ÇIKMAK LAZIM

Devletin desteğiyle iş adamları bir araya gelip büyük projeler yapabilir ama böyle bir proje yapılamıyor, bunun nedeni sizce nedir?

Aslına yapılabilir. Bizim çok iyi imal ettiğimiz bir madenimiz var: Beyin. Ortalama dünyada bir milyonda bir ama Anadolu coğrafyasının niteliğinden ötürü yediyüz binde bir deha çıkarıyoruz. Biz her sene 80 tane deha çıkarıyoruz bu topraklardan. Biz bu çocukları tespit edeceğiz, bu çocukları herhangi bir okula götürmeyeceğiz. Gittiği zaman o okullarda bu çocuklar telef olur çünkü bu çocuklar hiperaktif. Eksikleri ve artıları vardır ama belirli bir konuda kabiliyeti vardır. Bu çocuklara özel okullar açacağız, eğer açamıyorsak da yurt dışına göndereceğiz. Yanlarına da bir devlet görevlisi vereceğiz. Bütün eğitim hayatlarında ve çalışma hayatlarında bile devlet görevlisi ağabeyleri, ablaları olacak yanlarında. Onları yurtdışına kaptırmayacağız, millileştireceğiz. Türkiye'ye getireceğiz ve onların sırtında bu memleketi iktisaden ayağı kaldıracağız. Fikirle ilgilenin. Beton, çelik, yol, madenle değil. Şuan Google ile Apple'ın piyasa değeri bir buçuk trilyon dolara denk geliyor. Bunları ne var etti? Fikir. Bizim yurtdışına giden akıllı çocuklarımızı derhal geri getirmemiz lazım. Amerika'da, sanayi tesislerinde veya savunma sanayide çok kıymetli son derece pırıl pırıl gençler ve yaşlılar var. Beyne ve fikre sahip çıkmak lazım. Memleketimizin temel değerleri o çocuklar. Kendi memleketimizin bu çocuklara sahip çıkacak mikroklimayı oluşturmamız gerekiyor. Bu çocukların kafasını boş şeylerle doldurmadan, üretimi onlara aşılayalım. Tasarımı, inovasyonu ve sadeleştirmeleri akıllarına sokalım. Konuları o etmenlerle o kadar karışık hale getiriyoruz ki, gözümüzün önündeki perdeleri aralayıp konuyu göremez hale geldik. Burdur, Isparta ve Antalya ilimizde biz bu yetenekli çocuklar için farklı bir mecra sistemi geliştirelim ve bunu kurumsallaştıralım. Bu çocukların her biri bir milyar dolar eder yani sen yılda 80 milyar doları çöpe atmış oluyorsun.

Devlet politikaları her sektör için ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmiyor mu?

Son dönemde stratejik desteklenen ürünler ve sektörler diye ayrı bir sekment ortaya çıktı. Devlet eskiden bölgesel teşvikler verirdi ama artık şu sektörlerde çalışma yaparsan seni kısmen destekliyorum diyor. Atıl destek sisteminden daha sektör bazlı daha hedef odaklı bir yapıya doğru hızla evriliyoruz. Bu bir devlet politikası haline geline gelmeli.

ARTIK ZAMAN DEĞİŞTİ

Biraz projelerinizden bahseder misiniz?

İhracatla ilgili olarak ihracat loncalarını çok önemsiyorum. Osmanlıdaki lonca sisteminizi bilirsiniz. Benim nezlimde yönetimimizin şöyle bir duruşu var; biz dedik ki Isparta, Burdur ve Antalya’nın her mikro-sosyo ekonomik klimasını da, kastım ne Antalya için Akdeniz sanayi, eski sanayi. Benim için mikro sosyo-ekonomik klimadır. Bu klimalarda bizim gönüllü BAİB temsilcimiz olması lazım. Orada bir üyemiz parasız pulsuz hiç önemli değil. Onları da IT ile işin içine çekecek kurumsal bir sisteme yönlendirmemiz lazım. Bundan kasıt ne; bir adam kaynak makinası üretir, bizim o adamı bulup icap ederse devlet desteklerinden istifade ettirip, nitelikli hale getirip ihracatçı yapma mecburiyetimiz var. Buradaki gönüllü müteşebbislerimizin, lonca ve adaylarımızın konusu bir. İkincisi tabi burada diğer STK’larla da iş aynı anda ilerleyecek çünkü odalar, organize sanayi, diğer STK’ların tamamı tüm SİAD’lar. Ayrım gözetmeksizin. Bizim orada münhasıran BAİB’in bir temsilcisi olması lazım. Ne kadar kılcal damarlara ilerlersek o kadar hacimsel olarak büyürüz. Hacimsel olarak büyüdüğümüz zaman sektörel büyüme gerçekleşir. Sektörel büyüme ile de sorunlar genel olarak halloluyor. Bir defa bunu da IT ile yani elektronik ortamda ve hızlı iletişim ağlarıyla beraber entegre ettiğimiz zaman onlarca yıl bu coğrafyaya hizmet edecek olan bir lonca sisteminden bahsetmiş oluyoruz. Bu benim gönlümdeki ukde. İnşallah 2018’de bugünkü alacağımız YKK’larla birlikte başlıyoruz.

Yine BAİB IT diye bir sistem kuruyoruz. Konferansını yaptık, nitelikli bir konuşmacı getirdik, artık buraya gelmemize gerek kalmayacak. Cep telefonunuzu açıp, o konferansı izleyip, soru soracaksınız oradan online sorun. Çünkü bölge çok geniş. İş adamlarımız işlerini güçlerini bırakıp konferans odasına bu çağda gelmek istemezler. Oxford Üniversitesi’nin özel teknik konferansları oluyor, ben bunun üstünden bağlanabilirim konferansa. Artık zaman değişti. Bu yapıyla beraber sektörel analiz de yapabilecekler. Yani bizim üyemiz; şu sektörde durum ne, ortalama çıkış nedir, şu ülkenin talebi ne kadar, biz nasıl bir ürün üretirsek daha çok nereye ürün satarız, tüm sektörleri görebileceği bir IT alt yapısından bahsediyorum.

Yine bu sistem içinde doğrudan B2B (business to business) yaklaşımlar yani; işten işe dediğimiz yaklaşım. B2B yaklaşımları masaya yatırabileceğimiz bir platformdan bahsediyorum ve bu platform dizayn edilirken geliştirilebilir olmalı.

2018 yılı içerisinde çalıştığımız bir başka proje de lojistik. Bilirsiniz bizden çıkan tırlar Kapıkule’ye gider orada bir bekler, eğer gümrükte bir problem yoksa bizim tır şoförlerimiz Makedonya polis noktasına girer, Macaristan’da şoför değişir ve ikinci bir şoför devreye girer. Bunlara hiç gerek yok. Sadece yaş sebze ve meyvede 11 bin 500 civarında tır Avrupa’ya gönderiyoruz. Bunun dışında 24 sektör daha var. Hadi çimentoyu geçtik 23 sektör diyelim. Madeni de kısmı olarak es geçersek 22 sektörümüz var. Bizim Avrupa’ya giden on binlerce TIR’ımız var. Ben derim ki; Antalya’dan Trieste’ye Ro-ro olsa 60 saattir. Trieste’den Münih de 5 buçuk saat kara yolculuğudur. Tek gümrük, ana pazarda 5 buçuk saatlik kara yolu ve 60 saatlik deniz yolu ile gidersin. Bu kısımla ilgili Limanın dahi henüz haberi yok biz tabi yoğun çalışmaya başladık. Roma firmaları ile görüşüyoruz. Burada arz var zaten, talebi ihracatçılarımıza bunu anlatmak suretiyle onların da destek vermelerini sağlamamız lazım. Dolayısıyla bunun daha önceden daha portal açılmadan, ama bütün aranjman bizim tarafımızdan yapılacak. Çünkü belirli bir süre bu sistemler, Antalya'ya ve bölgeye hakim olmadan önce koordine edilmesi lazım. Bütün projelerin öncülüğü, koordinasyon BAİB'de olacak. Biz bunu oturtalım sağlam saç ayaklarını zaten daha sonra çok sahip çıkan olacaktır, olsun da tabi bunda bir bahis yok.

Lojistikle ilgili ikinci bir proje; Rusya'da şuanda İLYA 76 ve İLYA 96 diye birisi kırk ton diğeri de 60-80 ton arasında kargo uçakları var. Ve özellikle atıl olan grup da var. Isparta ve Antalya Havalimanı'nın biz hava taşımacılığında tüm sektörlere mümkün olduğunca düşük maliyetle yapabilirsek yaş sebze ve meyve anlamında belki bunları çok erken konuşuyorum ama niyet beyanıdır bu. Bir greenline yani yeşil hatta benzer yani gümrükte de hızla pas edecek bir yapıdan bahsediyorum. Bu ne demek; bir defa çiçekten yaş sebze ve meyveye kadar Rusya'nın herhangi bir tarafına uzak coğrafyaya 3 saat içinde taze ürünü göndermekten bahsediyorum. Bu da bir proje, bunun da koordinasyonunu eğer proje ayakları yere basar halde olursa biz gerçekleştireceğiz.

DERS ÇIKARMAMIZ LAZIM

Antalya'da tarım alanları giderek azalıyor, BAİB başkanı olarak bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

İnsanlar tarımla geçinemezlerse geçinecek başka kaynaklar bulacaklar. Bu iktisadın doğası değil midir? Benim niş tarım alanları ile ilgili konuya bakış açım şu; bir yerin tapusunun sizde olması sadece size sadece kullanım hakkını süreli olarak sizde olduğu anlamına gelir. Mülk devletindir, milletindir hatta coğrafyanındır. Oraya ihanet etme hakkınız yok ama siz bunu böyle diye konuyla ilgili vakti zamanında tedbir almazsanız bunun neticesi bu oldu diye de insanları ölüme mahkum edemezsiniz. İki tarafı var bu işin.

Konuyu Burdur Bucak, Isparta anlamında değerlendirelim; bütün dünyada bu ocak mermer işi başka türlü olmaz. Bir yere mermer dikip de mermer hasat edemiyoruz. Bunun metodu bu. Devlet zaten sonradan regülasyonlarla bunu çok ciddi hale getirdi ruhsatlandırmaları. Bu da bir gerçek. Bizim Burdurlu, Ispartalı, Antalyalı o bölgelerde yaşayan ihracatçılarımız iş adamlarımız neticide mermer alır mermeri işler blok veya işlenmiş halde satar.

Antalya ekonomisiyle ilgili bir değerlendirme yapar mısınız?

Antalya ekonomisi bu Rusya krizinden sonra malum Rusya ile ilişkilerimizi daha iyi olmasından dolayı bir canlanma yaşıyor şuanda. İnşallah 2015 değerlerine ivedilikle her sektörde geri döner ve üstüne de çıkarız. Ama yaşadığımız şu iki seneden de bizim çok iyi ders çıkarmamız lazım. Birincisi pazar çeşitliliği ikincisi ise sektör çeşitliliği. Hali hazırdaki sektörlerimizde bu turizm olur tarım olur her ne sektörde olursa olsun pazar çeşitliliğine gitmemiz gerekir. Memleket olarak da sektörel çeşitliliğe gitmemiz gerekir, konu nitelikli ihracat.

BİZDE İŞADAMI OLMAK ZORDUR

Önümüzdeki seçimlerin ekonomiye ve ihracata etkisi olur mu?

- Türkiye'de iş adamı olmak beceri ister. Amerika'da iş adamı olmak daha kolaydır, bizde iş adamı olmak çalkantılı denizde yüzebilme kabiliyetini ister. Bu nedenle bizdeki hali hazırda böyle bir fırtınada sonra ayakta kalmış olan iş adamlarımız zaten iyi yüzücüler onlar da arkalarından çok daha iyi yüzücülere yer açarlar. Ben hiçbir zaman hayatımda karamsar olmadım, olmam da.






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI