HEDEF YARGIYI ELE GEÇİRMEK DEĞİL


Yargıtay ve Danıştay’ın yapısını baştan aşağı değiştiren tasarı yasalaştı. Bütün yüksek hakimlerin üyelikleri düşecek, yerlerine yeni üye seçilecek.

Yasa, AKP iktidarının Gülen Cemaati’yle savaşının bir uzantısı olarak görüldü. Muhalefet  ve hukukçular konuyu, “yargıyı cemaatten temizleme” olarak değerlendirdiler; yandaş bir gazetenin manşeti, “yargıya cemaat neşteri” oldu.

Oysa olay, bundan ibaret değil. Bu yasanın gerçek amacını anlayabilmek için, AKP iktidarının hukukla ilişkisine ve yargı sistemine yaklaşımına bakmak lazım…

* * * * *

AKP iktidar olduktan sonra, demokrasinin güçler ayrılığı ilkesine aykırı biçimde, tüm güçleri elinde toplamaya çalıştı. Önce idari yargıya göz dikildi. Bu amaçla, öncelikle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısı değiştirildi; üye sayısı arttırıldı, AKP’ye sorun çıkaran üyelerin ağırlığı azaltıldı. Buna karşın, Adalet Bakanı ve müsteşarının yetkisi arttırıldı; yani yürütme organı, yargı organı karşısında güçlendirildi.

17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının ardından yapılan HSYK seçimlerinde, AKP-Cemaat çatışması yaşandı. Hükümet, seçime doğrudan müdahale ederek, kendisine yakın Yargıda Birlik Platformu’nun, çoğunluğu ele geçirmesini sağladı. Böylece hakim ve savcılarla ilgili tüm kararlarda etkin bir konuma geldi; diğer bir deyişle, idari yargı, hükümetin doğrudan egemenliği altına girdi.

Sıra yüksek yargıya gelmişti… Yargıtay’ın, bünyesine alınacak üyelere itiraz hakkı elinden alındı; böylelikle, hükümet, kuruma kendi istediği üyeleri, itirazla karşılaşmadan atayabilir duruma geldi. Bir yandan da, Yargıtay’ın üye ve daire sayısı arttırılarak, kurumun ‘değeri’ azaltılmaya çalışıldı.

Anayasa Mahkemesi’yle (AYM), açık bir savaş yürütüldü. Bu süreçte, AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ni kendi etkisi altında tutmaktan çok, yok sayma eğilimi olduğu ortaya çıktı. AKP cephesinden gelen “AYM, millet nezdinde meşruiyetini yitirmiştir”, “AYM, aklanma yeri değildir”, “Yeni anayasa sürecinde AYM’nin varlığı tartışılmalıdır”, “AYM kaldırılmalıdır” benzeri açıklamalar; bu eğilimin görünür kanıtları. Danıştay ve Yargıtay için yapılan son yasa, işte bu “yargıyı önemsizleştirme ve etkisizleştirme” operasyonunun uzantısı.

AKP’nin “yargıyı ele geçirme” hedefi, çoktan gerçekleşti; yargıyı denetim altına almak, artık AKP iktidarı için yeterli değil. Kurmak istedikleri yeni rejimde, yargının yeri yok gibi görünüyor; yargı da dahil tüm kararlar, kendileri tarafından alınsın istiyorlar. Hatırlayalım; AKP’lilerle ilgili yolsuzluk iddiaları gündeme geldiğinde, dosyayı inceleyen savcı, delillerin yasadışı yollardan ele geçirildiğini ileri sürmüş ve takipsizlik kararı vermişti. İktidara yakın bir savcı, mahkemenin toplanmasına ve karar almasına gerek bile duymadan konuyu kapatmıştı. Mahkemeler önemsizse, yüksek yargı neden önemli olsun? Daha önemlisi, neden var olsun?

* * * * *

Bir haber programında Türkiye’deki hukuk sistemi tartışılırken, AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, “Yasama bizde, yürütme bizde, yargı bizde, her şey bizde” dedi. Cumhurbaşkanının başdanışmanlarından Burhan Kuzu (kendisi Anayasa profesörüdür) ekledi: “Oğlan bizim, kız bizim, niye denetleyelim?”

Başka söze gerek var mı?