DOST İÇİN BİR OKUN PEŞİNDEN GİDERİM


YUNUS EMRE DER Kİ;
Kuran-ı Kerim altı günde yaratıldı. Altı günden manâ gün değil hâl-e aittir. Bu haller Allahın insanlara lütfettiği görünmeyen şeylerden altı sıfattır.
Semi, Basar, İdrak, İrade, Kalem ve Tevkin. Yani İşitme, Görme, Kavrama, İrade, Konuşma ve Yaratma.
Cenab-ı Hakkın lütfettiği bu sıfatların Ademin kutsal varlığında belirmesi, "İnsan benim sırrımdır." sözünün bir hükmüdür.
Varlığın başlangıcı ve son geldiği yer ise AŞK"tır.
"İlahi, bir aşk ver bana, nerdeyim hiç bilmeyeyim..
Kaybedeyim de ben beni, istesem de bulmayayım."
*****
Yunus Emre dergâha kırk yıl odun taşırdı. Bunlar öyle düzgün odunlardı ki, budaksız, dümdüzdü. "Niçin hep düzgün odun getiriyorsun? Ormanda hiç eğri odun yok mu? " diye soranlara "TAPDUK'un  kapısına eğri odun taşınmaz." cevabını verirdi. Bir yıl değil, beş yıl değil, garip Yunus tam kırk yıl her gün hiç şikayet etmeden odun taşıdı durdu.
Günlerden bir gün Tapduk Emre, dergâhtaki talebelerine kırlardan çiçek toplamalarını söyler. Her talebe kucaklarında kır çiçekleriyle gelirler. Fakat Yunus Emre, hangi çiçeği koparmak üzere giderse, o çiçeği zikir ve tespih halinde gör-düğünden koparamaz. Yalnız çiçeklerden birisi "zikirden geri kaldığı zaman  kendisini koparmasını" söyler. Yunus Emre de çiçeği koparıp Tapduk Emre’ye getirir. Başına gelen olayı da mürşidine anlatır. Mürşid Tapduk Emre bu çiçek tecrübesiyle Yunus Emre’ye erdiğini anlatmak istemiş ise de Yunus yine bundan bir şey anlayamamıştır.
Yine günlerden bir gün akşamın loş ışığında Tapduk Ocağında kalabalık bir topluluk yer almıştı. İlahiler okunacak, şiirler söylenecekti. Yunus da dağdan yorgun argın gelmiş kapı ardında bir yere ilişmişti. Tapduk baba o akşam Yunusu dinlemek istedi.
Hoşgörü, bağışlama ve sevgi gücünün mısraları döküldü gönül dilinden.
Ertesi gün Tapduk Baba Yunus'u çağırdı. "Artık" dedi, "aradığını buldun. Çilen doldu, tamam oldu. Bundan böyle bu kapıya odun getirmen gerekmez."
Yunus pirinin elini öptü. Sırtında aba, ayaklarında çarık, omzunda azık, elinde sopası yollara düştü.
Günler sonra Mevlana'ya ulaştı. Mevlana, kendisine yeni yazdığı Mesnevi adlı kitabını gösterdi. YUNUS baktı, dönüp "Uzun yazmışsın" dedi. "Ben olsam, ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm, derdim olur biterdi."
YUNUS bütün Anadolu'yu, Suriye'yi, Azerbaycan'ı gezip yine dönüp Tapduk Emre'nin yanına vardı, el etek öptü.
Tapduk Baba, "Yunus'um" dedi "iki güneş bir arada barınmaz, şimdi bir ok ayacağım. Bu oku ara bul onu nerede bulursan orada yerleş kal."
Ok vınlayarak semada kayboldu. Yunus beş yıl oku aradı ve Sarıköy'de buldu. Bir rivayete göre oraya yerleşti. Kesin olmamakla beraber mezarının da orada olduğu söylenir. Bir rivayete göre de şimdiki Yunus Emre Köyünü oluşturup oraya yerleşti.
Ancak Yunus Emre'nin türbesinin nerede olduğu önemli değildir, önemli olan onun öğretilerini uygulamaktır.
"YUNUS EMRE'nin türbesi onu benimseyen herkesin gönlündedir.
AŞK ile kalın...