BAĞ ANTALYA’DIR… DÜĞÜM DE SAĞLAMDIR
Reklam
Reklam
Reklam
Ali Yalçın Aşkın

Ali Yalçın Aşkın

BAĞ ANTALYA’DIR… DÜĞÜM DE SAĞLAMDIR

13 Aralık 2018 - 09:53
Reklam

Yıldız savaşları konusundayız bu yazımda.

Yıldız savaşları önemli yer alacak.

Başlarken yazayım hafızalar biraz zorlansın...

Antalyaspor Adnan Gülek, yer Ankara 19 Mayıs Stadı, rakip İstanbulspor, vuruş frikik, sonuç Şampiyonluk golü...

Yıl 2004  Fenerbahçe Saraçoğlu Stadı Şampiyonlar ligi maçı rakip Manchester United, Fenerbahçe: 3  M. United (Ronaldo’ya rağmen) 0..Goller Tuncay -Tuncay –Tuncay

Yıl 2008, Milli Takım maçları en efendi sporcu Nihat Kahveci ve milli takıma finale son nefes golleri...

Ve Barselona - Real Madrid maçı, skor falan filan, hafiften sertleşme, tartışma David Villa İslam’a küfür ediyor ve Mesut Özil anında kötülüğe tokadı canlı canlı patlatıyor..

Yer Konya stadı, Konyaspor-Antalyaspor maçı.

Maç bitiyor, genç bir Konyaspor taraftarı sahaya iniyor, koşuyor, kaçıyor, kimin için?

Samuel Eto'o için.

Elini omzuna atıp sarılıyor Eto'o küçük gence...

Sonrasında onu öpüyor ve formasını verip tribüne teslim ediyor. Ve gönüllere sultan davranışlarına bir yenisi ekleniyor aynı Mesut gibi, Nihat gibi yada Tuncay gibi.

Takımlarının adı önemli değil, işte tam burada yıldızların kayan kaymayan cinsi ayrılıyor. Sporcunun zeki ve ahlaklısı buralarda, manevi duygulara hitabında makam alıyor.

Rıdvan Dilmen’i bile bile sakatlayan Altaylı Yesiç, GS'li Melo yada Gaziantepli Kompela hafızamdaki eksiler.

Ticaret mukaddestir, insan edep ve güzel ahlakla makam alır, bulunduğu yere artı olur, bazen duruma göre eksi olur.

Spor endüstrisindeki ticarette ahlak ve yetenek önemli ve transferde tercih sebebi. Spor dünyasında ve bizdeki hedef ilk önce ahlaklı ve zeki tercihinde hassas olmamızı gerektiriyor Yetenekli ve edepsizden örnek vermeye bile gerek yok.

En büyük Antalya.

Rahmetli büyüğümüz Atilla Konuk, Süleyman Seba, Ali Uras, Özhan Canaydın hemen aklıma gelen rakibe saygı duyan, örnek insan ve büyük başkanlar sınıfındaki adam gibi adamlardı. İlk önce iyiliğe ve güzelliğe ve aşka hepimizin özlemi var.

Toplum gergin, saz teli gibi, sporla nefes almalıyız sakin olmalıyız...

Bunları yazdım, hatırladım, hatırlattım. Tarihte yada anılarda ufak tefek karışıklıklar yada unuttuklarım oluyor. Bunlar yorumlama hatası olarak bir iki gün sonra karşıma geliyor, düzeltiyoruz yada idare ediyoruz. Antalyaspor’u net hatırladığım 1974 belki 1975.  Bizim mahalle itibarıyla perşembe günü statta yapılan maç antrenmanı dahil izlerim. Park içindeki kulüp binasındaki terli, kirli konçları, şortları, forma eşofmanları, stada yıkanmaya ve geri getirmeye kadarda arkadaşlarla gönüllü yardımcı hizmetimiz vardır.

Taraftar olarak da deplasman organizasyonu, iç saha, meşale, sis yakmışlığımızda vardır. Top, kuş, balık ve maç deplasman gibi işlerden bizi ‘baba dayağı’ bile vazgeçirmedi. Polisi, rakip taraftarı, Sakarya’yı, Denizli’yi anlatmama gerek yok. Bizim buralarda alayımız böyledir. Sedat, Osman, Süleyman yada Karamancı da aynıdır.

Yenikapı, Şarampol yada Dokuma, meydanda aşk başkadır.

Sevgi Antalya olunca, aşk Antalya’dır. Nafiz, Menderes, İsmail yada Gültekin de aynıdır. Saat kulesi, Yivli Minare, iskele, Kesik Minare yada Üçkapılar hepsi aynıdır. Çünkü forma Antalya’dır. Dağdan gelen bağcıya ilişse de, bağ Antalya’dır.

Düğüm de sağlamdır… (Siyaset kesene kadar tabii..)

En büyük Antalya…