HAKLIDAN YANA MI? GÜÇLÜDEN YANA MI?
Reklam
Reklam
Reklam
Ayla ÇEKİÇ

Ayla ÇEKİÇ

HAKLIDAN YANA MI? GÜÇLÜDEN YANA MI?

21 Mayıs 2018 - 09:30
Reklam

Geçtiğimiz hafta Atatürk’ün vatanın kurtuluş reçetesi ile milli mücadelenin ilk adımını attığı 19 Mayıs 1919 Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı coşkuyla kutladık.

Galatasaray’ın şampiyonluğu sokaklarda şenlik havası yarattı.

İngiltere prensi Harry Amerikalı artist ile evlendi ve muradına erdi.

Ömrünü topluma vakfetmiş, yaşam, sağlık ve eğitim gibi birçok alanda müthiş başarılara imza atan, binlerce insana umut ışığı olan Prof. Dr. Türkan Saylan’ın ölümünün 9. yılıydı.

Ulu önder Atatürk’ün doğum günü ve Türk gençliğine armağan ettiği bayram, Galatasaray şampiyonluğu, İngiltere Prensi Harry’nin  “soylu olmadığı” için “prenses” unvanı alamayan  oyuncu Meghan Markle ile peri masalı düğünü gibi hayatın acı tatlı gerçeklerinin sevinci ve üzüntüsünün haberleri devam ederken; Atatürk’ün gençliğe hitabesi ile “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur” diyerek vazifelendirdiği gençlik kendi istikballerini tayin edecekleri sınav tarihinin, ülke’nin tercihini belirleyecek olan genel seçimler yüzünden ertelenmesinin stresindeydiler…

Siyasetçiler ise mecliste halkın vekili olarak siyasi partilere aday adaylığı müracaat sonuçlarının merakı yüzünden heyecanı içindeler...

*****

İçinde bulunduğumuz global dijital dünyada artık merak ettiklerimize ulaşmak çok kolay.

Bir tıkla, istediğiniz olay ya da kişilere ulaşabiliyoruz.

Çağımızda teknoloji sayesinde toplumun yönlendirilmesi ve gizli bir sansür de söz konusu...

Medyada ise açık bir otosansür var.

Gazete ve gazetecilerin, herhangi bir davaya muhatap olmamak adına makalesine ya da haberlerine kurum ya da kişinin adını koymadığında, otosansürün sürdüğünü de görüyoruz.

Hâl böyle olunca ömrünü gerçeklere adamış isim Uğur Mumcu’nun "gerçekleri aradığı" sansür uygulamadığı yazılarının hâlâ geleceğe ışık tutmaya devam etiği aklıma geldi.

51 yıllık yaşamına, onlarca kitap, yüzlerce makale sığdıran Mumcu'yu okuyunca “ne kadar haklıymış” diyeceğimiz pek çok söylediği gerçek hâlâ güncelliğini koruyor.

Mumcu’nun uğruna hayatını kaybettiği mesleği için söylediği "Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur." sözü hâlâ iletişim fakültelerinde geleceğin gazetecilerine en önemli meslek kriteri olarak öğretiliyor olsa da; meslek hakkındaki algı bugün başka boyutta...

Bu meslek hakkında elbette gazeteci olarak ahkâm kesmesem de, yayıncı ve köşe yazarı olarak, basın yasası değişimi nedeni ile imtiyaz sahibi olarak, yazılan her satır ve haberden sorumlu, şikayete ilk muhatap tutulduğumdan meslekle ilgili söz etme hakkına sahip bulunuyorum.

Ve yine mesleğin duayeni, 1993'te arabasına konulan bomba ile gerçekleştirilen saldırı sonucu suikaste kurban giden Uğur Mumcu’nun gizli sansüre tabi vatandaşa dair tanımı ile başlamak istiyorum; “Türk vatandaşı; İsviçre hukukuna göre evlenen, Alman Ceza Usulü’ne göre yargılanan, İtalyan Ceza Kanunu ile cezalandırılan ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.''

Bu karma sosyal hayat içerisinde okuduğunu anlamak yerine, yaratılan algıya yönelenler içinde bir tanımı var. O da şöyle ki  ''Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe dönerler; fırıldak olurlar.''

Hâl böyle olunca ben, bir gazete imtiyaz sahibi olarak; gazetemde yazılan her satırdan menkul yasal sorumluluğumun bilincinde, gazeteciliğin meslek tanımı, kamu bilgilendirme görevini “basın meslek ilkelerine bağlı” hakkımda açılacak davalara önlem adına otosansür uygulanmayan, bilgi ve belgeye dayalı kamu bilgilendirme görevini titizlikle sürdürürken, nasıl haksız ithamlarla karşı karşıya kaldığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazacaklarım sadece gazeteciler için de geçerli değil, nitekim yasalar çerçevesinde kendilerine verilen yetkileri kullanan tüm kamu çalışanları aynı titizlikle görevlerini yerine getirmelidirler.

Yani tüm devlet memurları, bürokratlar, adli makamlarda görev yapan savcı, hakim, polislerin görevlerini ifa ederken, otosansür uygulamadan takdir hakkına sahip kamu hizmeti gerçekleştirdikleri gibi, gazetecilerin de en az onlar kadar takdir hakkına tabii kamu hizmeti yaptıklarını hatırlamak lazım...

Örneğin; Savcılık makamının her ne kadar şikayet yada ihbara gerek duymadan işlem yapma yetkileri olsa da müracaat halinde,  yasal yetkileri ve sorumlulukları çerçevesin de kovuşturma ve soruşturma sürecini yürütürler.

Mahkemeye intikali gerçekleşen davaların yargılanma sürecinde, hakimler bağımsız ve adli yargı sürecinin sürdürülmesinin teminatlarıdır.

Ama bakın biz; gazete ve gazeteciler, yayın ilkelerine bağlı meslek sorumluluğu içinde hizmet verirken ne yazık ki, meslek hakkında yaratılan algı nedeni ile siyasetçiler ve haberleri yayınlanan kurumların avukatlarının dava dilekçelerinde maksadını aşan sıfatlara maruz kalabiliyoruz.

Suç duyurusu ya da tazminat davaları dilekçelerinde “Şüpheli” sıfatı ile nitelendiriliyoruz.

Avukatların da hizmet verdikleri müşterilerinin isteklerine, meslek bilgileri çerçevesinde takdir haklarını uygulamaları gerekmez mi?

İyi haftalar…