ARALIK 2017’DE BU İŞİ EHLİNE BIRAKIN DEMİŞTİK
Reklam
Reklam
Ebru  KÜÇÜKAYDIN

Ebru KÜÇÜKAYDIN

ARALIK 2017’DE BU İŞİ EHLİNE BIRAKIN DEMİŞTİK

30 Mart 2018 - 09:21

Boğaçayı Projesi ile ilgili olarak önceki gün bir gelişme yaşandı. Mimarlar Odası Antalya Şubesi, Jeoloji Mühendisleri Antalya Şubesi ve bölge sakini Kutay Meriç tarafından Boğaçayı Projesi’nin yürütmeyi durdurması için dava açıldı. Davanın konusu ise; kamu yararından çıkarak ticari projeye dönen Boğaçayı Projesi’nin ASAT’a yapma yetkisinin bulunmaması başta olmak üzere, içme suyunu bekleyen tehlike ve olası bir doğa felaketine karşı ‘DUR’ diyebilmek.
İşte tam bu noktada “BU İŞİ EHLİNE BIRAKIN” başlığını taşıyan köşe yazım aklıma geldi. 10 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan köşe yazımda bakın bugün konuşulan geçekler hakkında neleri gündeme taşımışız. Aydınlatıcı olması açısından o gün yayınlanan köşe yazıma yeniden dikkat çekmek adına tekrar yayınlıyorum:

“Boğaçayı Projesi yıllardır tartışılıyor. Konunun uzmanları bilimsel açıklama yaptıkça ortaya siyasi rekabet nedeniyle bu projenin hayata geçirilmesi istenmiyor algısı yaratılıyor.

Eleştiri yapan herkes de ‘istemezcük’ler denilerek, aynı çuvalın içine atılıyor. Bu durum ne siyasi, ne de rekabetin ortaya çıkardığı eleştirel bakış açısı değildir. Çünkü bilim konuşmaya başladığında herkes susarak, dikkatle dinlemesi gerekir. Eşgüdüm Kurulu her konunun uzmanı olan odalardan oluşur. Kurulu oluşturan oda başkanları kendi mühendislik dallarıyla ilgili olarak Boğaçayı Projesi ile görüşünü açıklar. Mimarı, şehir plancısı, inşaat mühendisi, jeoloji mühendisi, harita mühendisi… v.s. gibi tüm uzmanlık gerektiren iş kolları ile mühendislik dalları kendi konuyla ilgili olarak araştırmasını yapar ve görüşünü bilimsel olarak açıklar.

Antalya Eşgüdüm Kurulu, Boğaçayı Projesi’yle ilgili tehlikeyi ortaya koyarak, projenin kamu yararı olmadığı noktasına vararak, görüşünü kamuoyuna bildirdi.

Gazeteci olarak bende konunun uzmanlarını tek tek dinledim. Yeri geldi arkadaşlarımla röportaj yapıp durumun vahametini ortaya koydum, yeri geldi bireysel olarak merak ettiğim tüm sorulara yanıt aradım. 

Bilimsel dayanaklarla ortak çıkan tek ses:

Bu proje Antalya’ya ihanettir…

Bu proje felakettir…

Hiçbir bilimsel açıklamadan proje ile ilgili olumlu bir görüş çıkmadı. Hatta ‘tehlikeli mi?’ soruma karşılık ‘ne tehlikesi, felaket yanıtı’ aldım.

Son olarak Jeoloji Mühendisleri Antalya Şube Başkanı Sayın Ali Keleş, açık ve net şekilde: “Proje hayata geçtiği gün içme suyumuz yok olur” diye bir cümle kullandığında düzeltmesini istedim.

Kendisine ‘İçme suyumuz tehlikeye girer demek istediniz galiba…” dedim.

Bana; “Hayır, çok net olarak dile getiriyorum. İçme suyumuz ilk günden yok olur. Konyaaltı Sahili’ni ise, doğa alır. Sahil kalmaz” dedi.

DSİ Bölge Müdürü Sayın Hayrullah Coşkun’a “Türkiye’de Trabzon’dan sonra taşkınla mücadele eden 2. İl Antalya. Boğaçayı Projesi hayata geçtiğinde taşkınla nasıl başa çıkacaksınız? Boğaçayı’na derinlik vermek için alınan taşlar yağışla birlikte yeniden dolacak. Hatta çayı korumak için oluşan bentler taşlarla dolacak. Bu durumu nasıl çözeceksiniz?” diye sorduğumda,  “Boğaçayı’na dolan taşlar da, bentler de temizlenecek” diye yanıt verdi.

Bu durum BİTMEYEN PROJE!!! anlamına gelir. Sürekli dolan taşlarla temizlenen Boğaçayı, sürekli taşkın olmasın diye temizlenen bentlerle mücadele edilecek. Peki, bu mücadeleyi kim sürdürecek?

DSİ mi?

ASAT mı?

Antalya Büyükşehir Belediyesi mi?

Hadi onu da temizledik diyelim. Ya beklenin üzerinde yağış meydana geldiğinde,  bir saatte her yer suların altında kaldığında da mı, bizim derdimiz olan Boğaçayı’n ve bentlerin içinde dolan taşları temizleye kim fırsat bulacak?

2003 yılını hatırlayın. Köprülerin yıkıldığı, 13 canımızın gittiği felaketin yeniden yaşanmayacağının sözünü kim verebilir?

Doğayla nasıl mücadele edilecek?

Bilimsel gerçekler ortadayken bu işin doğrusu yok mu?

Mesela, Boğaçayı Projesi’nin yapımı için neden Orman ve Su İşleri Bakanlığı ÇED Raporu’na gerek yoktur kararı almıştır?

Gelelim, işi ehline bırakmayı…

Taşkınla mücadele, dere ıslahı konusunda Türkiye’de konunun uzmanı DSİ’dir. Ancak, Boğaçayı Projesi’ni ASAT hayata geçirmektedir.

Kafama takıldığından araştırdım.

Antalya Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (ASAT) görev tanımlamasına baktım. Hatta ASAT’ın 2017 yılı performans raporunda kendi görev ve yetkilerini kanuna göre tanımlamasını okudum. ASAT’ın yetki, görev ve sorumlulukları şöyle:

YETKİ, GÖREV VE SORUMLULUKLAR: ASAT Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkileri başta 2560 sayılı İSKİ Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 831 sayılı Sular Kanunu ile başka kanun ve ilgili yönetmeliklerle belirlenmiştir. ASAT Genel Müdürlüğü’nün yetki ve sorumluluklarına ilişkin temel yasalar ve ilgili hükümleri ana hatlarıyla aşağıda gösterilmiştir.

2560 sayılı kanun; içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yeraltı ve yerüstü kaynaklarından sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için; kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak, bu projelere göre tesisleri kurmak ve kurdurmak, kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek. Kullanılmış sular ile yağış sularının toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız bir biçimde boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden yararlanılması için abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya bırakılacakları noktaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; gerektiğinde, bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek, Bölge içindeki su kaynaklarının; deniz, göl, akarsu kıyılarının ve yeraltı sularının kullanılmış sularla ve endüstri artıkları ile kirletilmesini, bu kaynaklarda suların kaybına veya azalmasına yol açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde bulunulmasını önlemek, bu konuda her türlü teknik, idari ve hukuki tedbiri almak,

Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak, Her türlü taşınır ve taşınmaz malı satın almak, kiralamak, ekonomik değeri kalmamış araç ve gereçleri satmak, ASAT’ın hizmetleriyle ilgili tesisleri doğrudan doğruya yahut diğer kamu veya özel kuruluşlarla ortak olarak kurmak ve işletmek, bu maksatla kurulmuş veya kurulmakta olan tesislere iştirak etmek, kuruluş amacına dönük çalışmaların gerekli kılması halinde her türlü taşınmaz malı kamulaştırmak veya üzerinde kullanma hakları tesis etmek.

5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7/r maddesine göre “Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak; kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamak.” Büyükşehir belediyelerinin görevleri ve yetkileri arasında sayılmıştır.

ASAT’ın görev tanımlamasında okuduğunuz gibi, içme suyu kaynaklarının zarara uğramasını ya da kirlenmesini engellemekte var. Ancak, ASAT Boğaçayı Projesi’yle 200 bin kişinin içme suyunu yok edecek projeyi yapmayı üstleniyor. 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda yer alan dere ıslahı tanımlaması sizi yanıltmasın. Küçük dere yataklarının ıslah edilmesi ASAT’ın sorumluluğundadır. Ancak taşkınla mücadele ve Boğaçayı gibi adı üzerinde çay ve nehirlerin sorumluluk alanı Devlet Su İşleri’ne (DSİ) aittir.

Bu durumda DSİ’nin görev ve sorumluluklarına baktığımızda bize aydınlatıcı bilgi vermektedir:

DSİ Genel Müdürlüğü faaliyetlerini; 6200, 167 ve 1053 Sayılı Kanunlara göre yürütür. Bu kanunlar aşağıda özetlenmiştir: 28/02/1954 tarih ve 6200 Sayılı Teşkilât ve Vazifeler Hakkındaki Kanun ile;

Baraj yapımı,

Taşkın koruma,

Sulama,

Bataklık alanların ıslahı,

Hidroelektrik enerji üretimi,

Akarsularda islahat yapmak ve icap edenleri seyrüsefere elverişli hale getirmek,

Bu işlerle ilgili her türlü etüt, proje ve inşaatları yapmak veya yaptırmak,

Bu tesislerin işletme, bakım ve onarımlarını sağlamak,

16/12/1960 tarih ve 167 Sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun ile;

Yeraltı suyu etüt ve araştırmaları için kuyu açmak veya açtırmak,

Yeraltı suyu tahsisi yapmak,

Yeraltı sularının korunması ve tescili,

Arama, kullanma ve ıslah-tadil belgesi vermek,

03/07/1968 tarih ve 1053 Sayılı Ankara, İstanbul ve Nüfusu 100 000’den Büyük şehirlere içme Suyu Temini Hakkında Kanun ile;

Baraj ve isale hattı,

Su tasfiye tesisi inşaatları,

Su depoları yapmak görevleri DSİ’ye verilmiş iken, 18/04/2007 tarih ve 5625 sayılı Kanun ile 1053 sayılı kanunun 10. maddesinin değişmesi neticesinde nüfus kriteri kaldırılarak Belediye teşkilatı olan tüm yerleşim yerlerinin içme kullanma ve endüstri suyu ve gerekmesi halinde atık su tesislerinin yapımında DSİ yetkili kılınmış olup 1053 sayılı Kanunun adı da "Belediye Teşkilâtı Olan Yerleşim Yerlerine İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temini Hakkında Kanun" olarak değiştirilmiştir.

Büyükşehir Yasası’nın hayatımıza girmesiyle içme suyu ile ilgili kanunda yer alan yetki ve sorumluluklar DSİ’den alınarak şehirlerde kurulan su ve atık su genel müdürlüklerine verildiği ortaya çıkıyor.

Kanunların tanımlamasına göre anlaşılan şudur ki;

ASAT, vatandaş olarak benim içme suyumu sağlamak ve buna bağlı olarak kanalizasyon başta olmak üzere alt yapıları yapma, hatta küçük derelerin ıslahı sorumluluğundadır. Bu sorumluluklarını da benim, senin, onun ödediği su faturaları başta olmak üzere elde ettiği gelirle yapabilmektedir.

DSİ ise, öncelikli olarak taşkınla mücadele etmesi gerekir. Çay, nehir gibi büyük su yataklarının taşkınla mücadelesi, barajlar yapmak, yeraltı su kaynaklarının sağlanmasına kadar sorumluluğu olan DSİ’nin neden Boğaçayı Projesi’nde adı geçmiyor?

Köşemin başlığına işi ehline bırakın demiştim.

Proje ile ilgili işin ehli bilimsel dayanaklarla konuşan mühendislerdir. Ancak, bir türlü projenin Antalya’da nelerin yok edeceğini söylemelerine, yazmalarına rağmen kimse sesini duyuramamıştır.

İkincisi ise, Boğaçayı Projesi’ni hayata geçirecek işin ehli DSİ iken, neden ASAT tarafından yapıldığını merak ettim. DSİ’nin uzmanlık konusu olan taşkınla mücadele ve yeraltı kaynak sularının korunmasına karşın bu projenin görev sorumluluğu olmadığı halde ASAT tarafından hangi bütçe (bizlerin ödediği su fatura bedelleriyle mi?)  ile hayata geçirmeye çalışması sorgulanması gerekir.

Bu bir rol çalma değildir. Bu durum bana göre projenin işin ehlileri tarafından hayata geçirilmemesinin getireceği tehlike ve zarardır. Bir de ASAT bütçesinin doğru amaçla kullanılmaması anlamına gelir..!

Bu arada, yazıma karşılık olarak koskoca Boğaçayı Projesi’ni neden DSİ yapsın diye bilirsiniz? Projeyi incelediğinizde bizlere sunulan kocaman bir proje ancak burada yapılan tek ve önemli iş Boğaçay’ın ıslahıdır.

Kalın sağlıcakla…”

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Mustafa Akıncı
    1 yıl önce
    Boğaçayı projesi sadece sahilde, deniz suyunun içeri alındığı bölgede değil suyun geldiği havzada dereler üzerinde tün Torosların eteklerinde apartman yüksekliklerinde dev gibi seddelerin yapılmasıyla, her yer beton yığınına dönüşecek, mermer ve taş ocaklarının yarattığı çevre felaketinin üstüne tüy dikecektir. Bu olayın henüz hiç kimse farkında değil. İnşaat yapıldıkça aşama aşama adete insanlara cinnet getirtecekler. Bu yapıların nasıl olduğunu merak edenler 1992 yılında Senirkent'te meydana gelen basit bir heyelanı sel baskını diye yutturup tüm dağın eteğinden aşağı adeta Çin setleri gibi dökülen dev beton seddeleri görüp işin gerçeğini şimdiden anlayabilirler. Bu yıkım projesine derhal dur denilmelidir.