ÇOK MU ÜZÜLDÜNÜZ SURİYELİ DİLENCİ ÇOCUĞA?
Reklam
Reklam
Derya UĞURAL

Derya UĞURAL

ÇOK MU ÜZÜLDÜNÜZ SURİYELİ DİLENCİ ÇOCUĞA?

17 Mart 2016 - 08:04

İzmir’de bir seyyar satıcının, Suriyeli dilenci çocuğu yere fırlatıp atması, sosyal medyanın ana konularından. Videoyu izleyenler, “bu ne zulüm!”, “cezalandırılsın vicdansız!” benzeri yorumlar yapıyorlar.

“Kapımız hepsine açık” diyen cumhurbaşkanı bisiklet göndermiş çocuğa. Vali bizzat götürmüş, “bu bisiklete güvenle binebilir” gibi, ne anlama geldiği bilinmeyen bir cümleyle birlikte teslim etmiş. Kameralar çalışıyor tabi ki… Çocuğa, yeni giysiler giydirilmiş; yoksul ve ihmal edilmiş görülmesin diye… Haber ajanslarına göre, çocuk 3 cümle söylemiş, birisi Cumhurbaşkanı’na teşekkür! Küçük çocuğun acıları üzerinden bile politik kazanç elde etmeye çalışan zihniyet, kendisini yine gösteriyor.

140 harflik mesajlarla yapılan yorumlar, “vicdan yıkama” kokuyor buram buram.

Yaklaşımım biraz acımasız mı oldu? Acımasızlık dozunu biraz daha artıralım ki, hem gerçeklerle, hem de gerçekler karşısındaki tavrımızla yüzleşelim.

 

* * * * *

 

Türkiye’de, yüz binlerce Suriyeli çocuk var. Paylarına düşen acıyı; savaşa, şiddete, yoksulluğa maruz kalarak, çoktan yaşamış yüz binlerce çocuk… Ne yapıyorlar Türkiye’ye geldiklerinden beri, haberiniz var mı?

Şanslı olan azınlık, okula gidiyor. Ya bilmediği bir dilde eğitim alarak, geleceğini kurtarma çabasında; ya da ‘Suriye Okulu’ denilen okullarda, toplumla bütünleşemeden kendi dilinde eğitim almaya çalışıyor.  

Ya kalanlar?..

Onlar ya çalışıyor, ya dileniyor; hem de çok küçük yaştan başlayarak… Trafik ışıklarında, kaldırım kenarlarında, parklarda zaman zaman gördüğünüz çocuklar onlar…

Bir de göremedikleriniz var. Onlar çalışıyor. 6 yaşında olanlar bile…

Suriyeli çocukların gelmesiyle birlikte, Türkiye’deki ‘çocuk işçi’ sorunu daha da büyümüş. Evet, onlardan önce de bu ülkede çocuklar, kabul edilemez koşullarda çalışıyorlardı. Gelelim bizimkilere…  

 

 

* * * * * 

 

Türkiye’de, yaklaşık 1 milyon çocuk işçi var; üstelik en ağır ve tehlikeli sektörlerde bile çalıştırılıyorlar. Madenlerden kömür ve linyit çıkarıyor çocuklar… Tarlalarda ve bahçelerde, tarım ilacından zehirlenerek ürün topluyorlar… İnşaat sektöründe çalışıyorlar… Çalışırken, hem bedensel, hem de ruhsal sağlıklarını yitiriyorlar. Bazen de ölüyorlar; ülkemizde iş kazasında hayatını kaybeden her 20 işçiden biri çocuk…

 

Dünya genelinde çocuk işçiliği azalırken, Türkiye’de artıyor. Dünyada çocuk işçiliği azalıyor olsa da, hala yüz milyonlarca çocuk, kapitalizmin kölesi durumunda…

 

Dünyanın dört bir yanında yaklaşık 300 milyon çocuk, sabahları okul yerine işe gidiyor. Onların videoları da var internette… 5 yaşında, kendinden ağır yükleri taşıyan, ya da güneşin altında saatlerce kiremit yapan; 10 yaşında, ağır kimyasallara maruz kalarak fabrikalarda çalışan; madenlere inip 24 saatini orada geçirerek çalışan çocukların…

 

 

* * * * * 

 

12 yaşındaki Kongolu çocuk, alıp sıkılınca değiştirdiğimiz cep telefonlarının pili için kobalt çıkarıyor madenlerden…

‘Nike’ marka havalı ayakkabılar üretilirken kullanılan kimyasal maddeler ve yapıştırıcılar; Asya’daki fabrikalarda çalışan çocukları zehirliyor…

Pırıltısıyla büyülendiğimiz pırlantalarımıza, elmas madenlerinde çalışan Afrikalı çocukların teri, sıklıkla da kanı bulaşıyor.

Damağımızı tatlandıran Nestle çikolatalarında; kakao tarlalarında çalışan Güney Amerikalı ve Afrikalı çocukların acısı var.

Ekvador’da, ‘Chiquta’ firmasının muz tarlalarında çalışan çocuklar, günlük 3,5 Euro karşılığında, zehir soluyor; kullanılan keskin bıçaklar yüzünden bazen yaralanıyor.

‘Disney’ firmasının Bangladeş’teki fabrikasında, çocuklar, aylık 50 Euro maaşla, günde 18 saat çalıştırılıyorlar. Hiç alamayacakları oyuncakların üretiminde…

Hamburger devi ‘McDonald’s’, Hong Kong’da oyuncak ürettiği bir firmada, günde 15 saat çalıştırdığı çocuklara, sadece 1,5 Euro ödüyor.

Yüz milyonlarca çocuk, yüz milyonlarca acı örnek… Değil bu yazıya, kitaplara sığmaz öyküleri. Sadece birisinin öyküsüne ‘tesadüfen’ rastlayınca; çocuk işçilerin ürettiği telefonlar ya da tablet bilgisayarlar aracılığıyla ve belki de pırlanta yüzüklü parmaklarımızla attığımız bir mesaj, vicdanımızı rahatlatmaya yeter mi?

YORUMLAR

  • 0 Yorum