İKİ IRGATLA İNER SÜLEYMANİYE
Reklam
Reklam
Reklam
Derya UĞURAL

Derya UĞURAL

İKİ IRGATLA İNER SÜLEYMANİYE

05 Mart 2019 - 10:29
Reklam

Yanlış okuduğumu sanıp birkaç kez daha okudum; sonra birkaç kaynaktan daha teyit ettim. Evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynen şu cümleyi kurdu: “Süleymaniye’nin etrafı şu anda yenileniyor. Tarihi eserler vs. Katar, Türkiye, Kiptaş işbirliğiyle yıkılıp aslına uygun şekilde inşa edilecek. Bitince bambaşka olacak.”
Bir cümle neler neler anlatıyor!
 
* * * * *
 
Yıkım… Tarihi eseri yıkıp yeniden yapmak…
Herkes bilir ki; bir tarihi eser, yıkıldığı andan itibaren tarihi eser olma özelliğini yitirir.
Ayrıca, herkes bilmez ama, Türkiye’nin de taraf olduğu ve 1964 yılında kabul edilen Uluslararası Restorasyon ve Koruma Teknikleri Bildirgesi Venedik Tüzüğü der ki: “Kütle ve renk ilişkilerini değiştirecek hiçbir yeni eklentiye, yok etmeye ya da değiştirmeye izin verilmemelidir. Bütün yeniden inşa işlemlerinden peşinen vazgeçilmelidir.”
 
* * * * *
 
Katar işbirliğiyle yapmak…
Neden? Tarihi ve kültürü, bilgi birikimi bizim ülkemizle kıyas kabul etmeyen bir Arap ülkesinin bu işle ne ilgisi var?
Ya Kiptaş işbirliği? Kiptaş denilen firma, beton binalar yapmak konusunda uzmandır. Tarihi eserlerin onarımını yapacak uzmanlar varken neden Kiptaş?
 
* * * * *
 
Ve Erdoğan’ın cümlesinde geçen Süleymaniye…
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun (UNESCO) ‘Dünya Mirası Listesi’nde. Süleymaniye’de yapılacak projeye çok sert tepki verdi UNESCO: “Tarihi yapıları yıkıp çelikle yeniden yapmak bir cinayettir. Projenin hayata geçirilmesi durumunda, Süleymaniye, Dünya Mirası Listesi’nden çıkarılacaktır.”
 
* * * * *
 
Yazıyı, başladığımız gibi, Erdoğan’ın sözleriyle bitirelim. Yıl 2013… Erdoğan, Türkçe Olimpiyatları kapanış töreninde kürsüde Mehmet Akif Ersoy’un bir şiirini haykırarak okuyor:
 
Yıkmak, insanlara, yapmak gibi kıymet mi verir?
Emin ol onu en çolpa herifler de becerir.
Sade sen gösteriver “işte budur kubbe” diye,
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye
Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhât, o zaman,
Bir Süleyman daha lazım yeniden, bir de Sinan