MEHMETÇİK VE ANZAKLAR
Reklam
Reklam
Derya UĞURAL

Derya UĞURAL

MEHMETÇİK VE ANZAKLAR

18 Mart 2017 - 11:54

Babamın kütüphanesinde buldum bu kitabı… 30 yıl önce basılmış, yaprakları sararmış bir kitap. Yazarı çoktan rahmetli olmuş. Ne iyi etmiş de, yaşadıklarını ölümsüzleştirmiş! Hem kendisinin, hem de farklı din ve milletten binlerce insanın yaşadıklarını…

‘Mehmetçik ve Anzaklar’ kitabın adı… İlk Avustralya büyükelçimiz Baha Vefa Karatay tarafından yazılmış. Çanakkale Savaşı’nı, orada yaşananları, Anzakların gözünden anlatıyor. Çanakkale’de Türk askerine karşı savaşmış askerler, o günleri ve ‘Coni Türk’ dedikleri Türk askerini, ölünceye kadar unutmamışlar.

Bakın neler diyorlar…

* * * * *

“Gerek tanığı olduğum olaylara, gerekse duyduklarıma dayanarak kesinlikle söyleyeceğim şudur: Gelibolu’da bizim taraf, karşısında bulunan düşmana büyük saygı beslemiştir. Hatta daha da derinleşen bu duygu, kuvvetli bir sevgi halini almıştır. Coni Türk, hepimiz için mükemmel bir asker olduğu kadar; mert ve soylu bir insan olarak da sevilen bir düşmandı. Hiçbir ordunun anayurdunu Türk askerinden daha iyi savunamayacağını kabul etmiştik.”

“O savaşta bizleri en fazla etkileyen durumlardan biri de, Türk askerlerinin centilmenlikleri olmuştur. Anzak Koyu açıklarında demirlemiş bulunan hastane gemimiz, Türk topçusu tarafından daima büyük bir dikkatle korunmuştur. Zaman zaman savaş gemilerimiz hastane gemisine yaklaşınca; Türk topçusu, Kızılhaç işaretini taşıyan gemiye zarar vermemek için hemen ateş kesmekten geri kalmıyordu.”

“…Karaya çıkıp hastane çadırımızı kurduktan ve üzerine Kızılhaç bayrağını çektikten sonra, karşımızdaki o mert düşmandan, üstün bir dikkat görmüştük. Bütün çarpışmalar süresince hastanemiz yakınına sadece üç mermi düşmüştü ki, yanlışlık eseri olan bu durum için de Türk Komutanlığı derhal açıklama yapıp özür dilemekten geri kalmamıştı… Türk askerleri, yalnız dünyanın en cesur, en iyi savaşçıları değil; aynı zamanda en centilmen askerleridir.”

“O savaşta Türk askerleri, bizden daha fazla insani duygulara sahip bulunduklarını da kanıtlamışlardı.”

“O savaşlarda biz Türkleri, sadece çok cesur askerler olarak değil; aynı zamanda soylu insanlar olarak da tanıdık.”

* * * * *

Doktor General Charles Royan… Ya da kendisine takılan isimle Plevne Royan… Kitapta adı geçen isimlerden beni en çok etkileyen bu oldu sanırım. 1870’li yıllarda İngiltere’de tıp öğrenimini tamamladıktan sonra, Osmanlı ordusunda yabancı uyruklu doktor olarak çalışmaya başlamış. Osman Paşa’nın emrine atanmış ve Plevne Savaşı’na katılmış; savaşta bir de madalya kazanmış. 1897 yılında yazdığı kitabında, o günleri anlatıyor:

“Ben Türk ordusuna ve Türk davasına yürekten bağlanmıştım. Güçlüklere, acılara bu derece soylu bir direniş gösterebilen o yiğitleri ziyadesiyle sevmiştim. O zamanlar Plevne’de benim gönlümü kaplayan Türk sevgisi, hiçbir Türk evladından az değildi. Bütün kalbim, ruhum, gücüm ve gayretimle Türk davasına bağlanmıştım. Türk erinin sabır ve tahammülüne, şecaatine, vatanseverliğine yakından tanık ve hayran olmadıkça, benim çektiklerime hiç kimse dayanamazdı.”

Plevne’deki savaşta 17 ay çalıştıktan sonra 15 gün sonra izne ayrılan Royan, yolun kapatılması nedeniyle tekrar geriye dönememiş; Erzurum’da çalışmaya başlamış. Daha sonra memleketine dönen Royan, yıllar sonra, bir Anzak subayı olarak Çanakkale’de karşılaşmış Türklerle. O günleri, sonradan Avustralya Genel Valisi ve Royan’ın damadı olan başka bir Anzak subayı, Lord Casey anlatıyor:

“Limni’de çıkarma hazırlıkları tamamlanmış; gemiler hareket için her an emre hazır haldeydi. Son akşam, komutan üst rütbeli komutanları gemide yemeğe davet etmişti. Böylece karşılıklı görüşmeler de yapılacak ve gerekli direktifler verilecekti. Komutan gemisinin güvertesinde toplanılmaya başlandığı sırada Tümen Baştabibi Doktor General Charles Royan’ı göğsünde büyük bir Osmanlı madalyası ile gördüğümüzde hayretler içinde kalmıştık. Bunun anlamını soranlara ve nihayet bu gece sonunda fiilen savaşa gireceğimiz düşman devletin madalyasını taşımanın uygun olmadığını söyleyenlere, Doktor Royan, gayet sakin ve kararlı bir tutum içinde şöyle cevap vermişti: ‘Ben bu madalyayı, o ünlü Plevne savunmasında, Osman Paşa’nın emrinde ve kahraman Türk askerleriyle omuz omuza savaşarak kazandım. Aradan geçen kırk yıla yakın bin zaman sonra bugün onlara karşı savaşmaya gidiyorsam; bu, Plevne’de silah arkadaşlığı yapmaktan daima gurur duyduğum Türklere karşı bir düşmanlık nedeniyle değil, sadece bir asker olarak aldığım emrin gereğini yerine getirmek içindir.’ Royan, böylece yapılan uyarılara karşı da direnerek, madalyasını tüm savaş boyunca göğsünde taşıdı.”

* * * * *

Dünyanın öbür ucundan gelip bizi, savaşarak tanımak zorunda kalan insanların anlattıkları bunlar… Sözünü ettikleri bizim atalarımız. Kim olduğumuzu, kimden ve nereden geldiğimizi anlamak için, Çanakkale’yi derinliğine anlamak şart.

YORUMLAR

  • 0 Yorum