NORMALLEŞMEYİ YANLIŞ ANLIYORUZ
Reklam
Reklam
Derya UĞURAL

Derya UĞURAL

NORMALLEŞMEYİ YANLIŞ ANLIYORUZ

03 Haziran 2020 - 17:47

Bugünden itibaren, ‘kontrollü normalleşme’ süreci başlıyor. İşyerleri, kafeler, lokantalar, plajlar, oteller açılıyor. Artık evlerimize kapanıp kalmak zorunda değiliz. Zorunlu olarak evde kalmamak, rahatlatıcı bir durum. Çünkü, o durumda, sağlık dahil, birçok önemli iş aksıyordu. Yavaş yavaş hayatın akışını sağlamak, hepimiz için iyi olacak. Özellikle, çalışmadığı zaman gelir elde edemeyenler için.
Ancak, normalleşme, “hiçbir şey yokmuş gibi yapmak” değildir. Dünyada gezip duran, insandan insana, hayvandan insana, insandan hayvana, eşyadan insana, havadan, sudan insana bulaşabilen ve öldürebilen bir virüs var. Henüz tedavisini bilmiyoruz. Aşı deseniz, bulunmasına daha aylar var. Üstelik, bulunsa bile, etkili olup olmayacağı belli değil. Herkese uygulanamayacağı da ortada.
Demek ki, ‘normalleşme’ öncesi dönemden daha az risk altında değiliz. Hasta sayısında önemli bir azalma var ülkemizde. Bu, önemli bir olgu. Fakat, buna karşılık, asla aklımızdan çıkarmamamız gereken biri tarihsel, biri güncel iki gerçek var.
* * * * *
Tarihsel gerçekle başlayalım… Biliyorsunuz, tarih boyunca insanoğlu defalarca farklı virüslerle karşılaştı. Bunların bir bölümü, son derece ölümcüldü. Örneğin veba salgınında, dünya nüfusunun üçte biri kaybedildi. Daha yakın zamanlarda, 1918 yılında yaşanan İspanyol gribinde, 50 milyonun üzerinde insan virüse yenildi. Bütün bu salgınların ortak noktası, hiç birinin tek dalga halinde gelmemesiydi; kimileri 3, kimileri 4 dalga halinde kendini göstermişti. Ve bundan daha kötü olan, sonradan gelen dalgaların, ilkinden çok daha ölümcül olmasıydı.
Biz Covid19 virüsünün yol açtığı salgının ilk dalgasını yaşıyoruz henüz. İlk dalgayı, göreli bir başarıyla atlatabiliriz belki ama, tarih bize öğretiyor ki, mutlaka arkadan yeni dalgalar gelecek ve ilk dalgadan daha çok ölüme neden olacak.
Gelelim güncel gerçeğe… Bu salgınla mücadelede en başarılı ülkeler arasında yer alan Güney Kore ve Almanya, salgını kontrol altına alınca, hayatı ‘normalleştirme’ye başladı. İnsanlar; parklara, bahçelere, sahillere, kafelere, lokantalara, alışveriş merkezlerine giderek, aylarca evde kalmanın acısını çıkardılar. Daha iki hafta bile geçmemişti ki, her iki ülkede de, hasta sayısında ani bir artış görüldü.
* * * * *
Bu iki gerçeği göz önünde bulundurunca, bizim bugün başladığımız normalleşme sürecinin, nasıl seyredeceği hakkında tahminde bulunabiliriz. Onun için bu sürecin, ‘normalleşme’ değil, ‘kontrollü normalleşme’ süreci olduğunu, çok iyi anlamalıyız. Ayrıca, artık eski ‘normal’imizin olmayacağını, bu salgınların arkasının geleceği öngörüldüğüne göre, her zaman kontrollü olmamız gerektiğini kabullenmek zorundayız.
Oysa… Daha normalleşme lafını duyar duymaz, halkımız kendini sokaklara attı. Her yer insan dolu… Sadece dışarıda değil, küçücük evlerde kalabalık topluluklar halinde buluşulup sarılıp öpüşerek hasret gideriliyor. Maske, eldiven, sosyal mesafe, çoktan unutuldu. Bunların, üzülerek söylüyorum ki, ciddi sonuçlarını yakında yaşayacağız.
Hala bir savaştayız. Her gün insanlar, özellikle de sağlık çalışanları hastalanmaya, ölmeye devam ediyor. Ne ilacımız var, ne aşımız. Düşmanımıza karşı elimizdeki silah; bir maske, bir sabun, bir de sosyal mesafe. Elimizdeki silahları da kullanmayacaksak, ne yazık ki sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağız.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum