SAVAŞI SAVUNMAK VATANSEVERLİK MİDİR?
Reklam
Reklam
Derya UĞURAL

Derya UĞURAL

SAVAŞI SAVUNMAK VATANSEVERLİK MİDİR?

25 Ekim 2019 - 20:38

En zor yazdığım yazılardandır savaşa dair olanlar… Hele böylesine yakında ve yürek yakan cinsten olanları…
Her savaş gereksizdir benim gözümde, tıpkı sınırlar gibi… Ama var olan dünya düzeni içerisinde, bazen varlığınızı, yaşam alanınızı korumak için savaşmak zorunda kalabilirsiniz. Tıpkı ülkemiz yabancı çizmelerle ezilirken yaşadığımız Kurtuluş Savaşı gibi. Ancak, ömrü savaşlarda geçmiş deneyimli asker Atatürk’ün de dediği gibi, “savaş, zorunlu olmadıkça cinayettir.”
* * * * *
Bu satırları yazdığım saatlerde, Suriye’den ve hatta Urfa’dan, M              ardin’den ölü ve yaralı haberleri geliyor. Hem de hepsi sivil… Aralarında 9 aylık bir bebek bile var…
Her anne gibi yüreğim yanıyor; ancak bir vatandaş olarak da çığlıksız bir isyan içerisindeyim. Yazının ilerleyen satırlarına geçmeden hemen belirtmemde fayda var; ben, çoğunluğun aksine, Türkiye’nin Suriye topraklarında savaşmasına karşı olanlardanım. Hani iktidar yanlılarının ‘vatan haini’ diye damgaladıklarından…
Çünkü…
Bunun, ‘vatansever’lerin iddia ettiği gibi bir ‘zorunlu savaş’ olduğuna asla inanmıyorum. (Tabi ki bu aslında, bir ‘savaş’ olarak nitelendirilemez; terör örgütüne yönelik başka ülke topraklarında yürütülen bir operasyondur; ancak hükümet yetkilileri ‘savaş’ kavramını kullandığı için öyle demeyi seçiyorum. )
Bana, sınırımızın hemen öteki yanında ortaya çıkan terör tehdidinden söz etmeyin lütfen. Bu tehdit oluşurken; ABD, bölgede kukla olarak kullanabileceği bir ‘ülkecik’ yaratırken; 30 bin TIR silah Amerikalılar tarafından, bizim topraklarımızdan Suriye’deki terör örgütlerine taşınırken; hatta bugün terörist dediklerimiz, bir Cumhuriyet Bayramı günü, bizim topraklarımızdan alkışlar ve sloganlar eşliğinde bölgeye geçirilirken ve yedikleri lahmacunun parasını bile ben ve diğer vatandaşlar ödemişken neredeydi o ‘vatan sevgisi’?
Ya da Yunanistan Ege’deki adalarımıza, bütün anlaşmalara aykırı olarak el koyarken ve meydan okurcasına mangal partileri düzenlerken?
Ya da ülkenin tüm değerleri, ‘müttefik’ denilen emperyalistlere haraç mezat satılırken…
* * * * *
Bugüne gelmeyebilirdik, gelmemeliydik.
Diplomasi, o 9 aylık bebek ölmesin diye vardır; gençler hayatının baharında toprağa düşmesin diye… Ülke ekonomisi yerle bir olup da bağımsızlığını bir parça daha yitirmesin diye…
Ama diplomasiyi kullanmak, Esad’ı Esed yapmaktan daha zor geldi iktidara. Bütün askerler, siyaset bilimciler, diplomatlar ve aklı başında siyasetçiler, tek çözüm yolunun Suriye merkezi yönetimiyle masaya oturmak olduğunu defalarca haykırdılar. “Suriye’nin parçalanması, Türkiye’nin de parçalanması anlamına gelir” dediler. Kimse dinlemedi… Savaş, diplomasiden daha çok oy getirir, yönetimi sağlamlaştırır, muhalefeti bile destek olmaya zorlar diye… Daha kolay ve doğru olanın yerine, savaş seçildi. Yönetimdekilerin birinin bile oğlunun gitmediği, sadece ‘dayı’sı ya da parası olmayan gariban Mehmetçiklerin cepheye sürüldüğü bir savaş…
* * * * *
Ve bir başka yanlış da, operasyonla paralel gidiyor. Trump, televizyon ekranlarına çıkıp “Türklerle Kürtler ezeli düşmandır, yüzyıllardır savaşıyor” diyor. Bütün dünya, Kürtlerle savaştığımızı vurgulayıp duruyor ve bir tane bile ‘vatansever’ çıkıp, “biz bu ülkeyi Türkler ve Kürtler elele kurduk, kız aldık kız verdik, akrabayız, kardeşiz” demiyor. İşin kötüsü, bu savaş, bir Kürt-Türk düşmanlığını da besliyor. Demokratik bir parti olan HDP bile, “bu savaşı Kürtler kazanacak” diye açıklama yapıyor. Emperyalizmin bayıldığı senaryodur: Ülke içindeki farklı etnik ve dinsel gruplar birbirine düşürülür, el kirletilmeden ülke parçalanıp yeniden biçimlendirilir.
* * * * *
Bugüne kadar yapılan tüm siyasi yanlışlar, başka büyük bir yanlışla, silahla düzeltilmeye çalışılıyor. Akıl ve sağduyudan uzak bu sürece karşı durmak, gerçek vatanseverliktir, kolayca dile getirileverildiği gibi ‘vatan hainliği’ değil. Dilerim silahlar kısa sürede susar da, bir an önce masaya oturulur.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum