NE YAZIK Kİ BU SON DEĞİL
Reklam
Derya UĞURAL

Derya UĞURAL

NE YAZIK Kİ BU SON DEĞİL

16 Kasım 2015 - 09:54

Hatırlarsınız, Ağustos ayı sonlarıydı, Artvin’in adı bir kez daha, evleri ve insanları yutan sel sularıyla gündeme geldiğinde… Hopa, Borçka ve Arhavi ilçelerinde on kişi ölmüş, birçok insan yaralanmış, yüzlercesi evsiz kalmıştı.

Henüz yaralar bile sarılamamışken, Artvin’i yine sel yuttu; Hopa, Borçka ve Murgul ilçelerinde dereler taştı, binalar ve köprüler yıkıldı, iki kişi öldü, onlarcası yaralandı.

Adını doğru koyalım, bu bir ‘doğal afet’ değil; insan ve devlet işbirliğiyle yaratılmış bir felaket. Aklı başında herkes yıllardır uyarıyordu; Karadeniz’de ekolojik denge alt üst oluyor, su taşkınları giderek artacak ve daha da yıkıcı hale gelecek diye. Dinleyen olmadı…

* * * * *

Karadeniz bölgesi, özellikle Artvin civarı, Türkiye ortalamasının üzerinde yağış alan bir bölgedir. Dereler, yağmur sularını denize taşıyarak bölgenin dengesini korur. Derelere yapılan en küçük müdahale, dengenin bozulması ve suyun denizle buluşamaması anlamına gelir.

Karadeniz sahil yolu, suyla deniz arasındaki en büyük engeldir. Yolun altından yapılan kanallar, suların taşıdığı atıklar nedeniyle kısa sürede tıkandığından hiçbir işe yaramamaktadır.

İşte bu basit gerçeğin farkında olanlardır, AKP hükümetinin sahili doldurarak Karadeniz’in tamamını birbirine bağlayacak ‘Yeşil Yol’ projesine karşı çıkanlar. Her ne kadar Cumhurbaşkanı, onları, “bazı çevreci tipler”, “ülkenin gelişmesini istemeyenler” olarak tanımlasa da; doğayla insan arasındaki hassas dengenin farkında olanlardır onlar. Ve ne yazık ki, itiraz nedenleri, her sel felaketiyle yeniden doğrulanmaktadır.

Derelerin işlevini yerine getirememesinin bir nedeni de, bütün derelere, yükünü kaldırabileceğinden çok daha fazla HES yapılmasıdır. HES projeleri nedeniyle yatakları değiştirilen dereler ve HES’lere daha fazla su taşıyabilmek için kurulan regülatörler, yaşanan felaketlerin tetikleyicilerindendir.

Bölgedeki sayısız taş ocağı, onların derelere dökülen hafriyatları ve dere kenarlarına örülen duvarlarla daralan dere yatakları da, felaketin diğer nedenlerindendir.

* * * * *

Ve tabi ki Türkiye’nin her yerleşim biriminde görülen çarpık kentleşme… Rant kaygısıyla, dere yatağına konduruluveren koca koca binalar…

Ağustos’taki selden sonra bir Hopalı haykırıyordu; “derelere bina yaptınız, geldi canımızı aldı” diye. Cumhurbaşkanı da, HES’lere izin veren, sulak alanlara imar yolu açan hükümetlerle bu işlerden rant elde edenleri yok sayarak, “dereler intikamını alır” demişti. Oysa derelerin amacı, intikam ya da can almak değil, yatağında gürül gürül akmaktır; yüzlerce yıldır yaptığı gibi. Onun yaşam alanına giren insanın boynunadır, kaybedilen canların günahı…

* * * * *

Birleşmiş Milletler raporunda da yer almıştı; 2050 yılına kadar deniz seviyesi yükselecek ve Karadeniz, yaklaşık 70 metre içeriye taşınacak. Küresel ısınma nedeniyle yağış rejiminde yaşanacak değişikliği de buna eklersek; gerekli önlemler alınmazsa, daha çok felaket yaşayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

YORUMLAR

  • 0 Yorum