KALEİÇİ AĞLIYOR
Reklam
Reklam
Ömer GÜNGÖR

Ömer GÜNGÖR

KALEİÇİ AĞLIYOR

01 Ocak 2019 - 06:03

Sizler hep insanların hatta bazen de hayvanların bile ağladığını duymuş ya da görmüşsünüzdür!

Ne zaman ağlanırız?

Üzüldüğümüz zaman değil mi?

Ya da ailemizden birisi göç ettiğinde, sevenlerin sevdiklerinden ayrıldığında ağlarız hep!

Sizi terk edip gidenlerin arkasından ağlamamak mümkün mü?

Kaleiçi dediğimiz bu bölge; birçok medeniyetlerin ikamet ettikleri dünyanın en güzel bir yer olmuştur hep.

Tarihi katmanlar üst üste binmiştir. En üstte Cumhuriyet öncesi yapılmış konakları görürüz hep.

Varlıklarına göre yapılan bu konakların çoğu müstakil; yani duvar duvara değil, bahçe içinde özel mülk olmuştur.

Genellikle giriş katları taştan yapılan bu evlerin; üst katları da aksine ahşaptan yapılmıştır.

Cumba denilen ve sokağa doğru çıkıntı yapan odalar bu konakların salonları olmuştur. Sedir üzerine oturan dedeler, ebeler buradan tüm sokağı rahatlıkla görebiliyorlardı.

Bahçeler arıklardan gelen sularla sulanır, küçük havuzlarında balıklar oynaşırdı.

Bu konaklarda aileler oturmuş, sokaklarında faytonlar dolaşmış, camilerinde ezanlar okunmuş, Ramazan ayında hep birlikte iftarlar yapılmış ve teravih namazları kılınmıştır.

Antalya bolluk ve bereketin simgesidir.

Burada yetişen sebze ve meyveler; bir başka yerde yetişmediğinden; kamyonlarla kasa kasa tüm yurda gönderilirdi.

TURİZM

Doğal zenginliklerin yanında; tarihi zenginliklere de sahip olan Antalya ve çevresi kısa zamanda Dünyanın en meşhur şehirleri arasına girivermiştir.

Uçaklarla, gemilerle, özel otolarla gelemeyenler; otostopla akın akın Antalya’ya gelmeye başlamışlardı.

“Bacasız Fabrikadır; turizm” sözünün gerçekleştiği yer Antalya olmuştur.

Yıldan yıla artan turist sayısı tüm otelleri, motelleri doldurunca; Antalyalı  zenginleşmiş refah seviyesi artmıştır.

Kente gelen “işçi-memur” sayısındaki artış; yeni yerleşim yerlerinin doğmasına neden olmuştur.

KALEİÇİ N’APSIN?

Çoğalan aile nüfusu, daralan hanelere sığmaz olmuştur. Devletin “el koyduğu” ve “bir çivi bile çakamazsın” diye korkuttuğu Kaleiçi’nde oturanlar; yıkılmak üzere oalan konaklarını; ya satarak ya da terk ederek bu yeni yapılan apartmanlara doğru kaçmışlardır.

Sahipsiz kalan bu evlerin yanması, yıkılması bu sayede daha çabuk olmuştur.

Bazı uyanıklar bu sahipsiz evleri satın alarak; oraları çat-pat onarıp kafalarına göre “turistik hediye” dükkânlar açtılar.

Otel ve pansiyon olarak satın alanlar da çoğaldılar.

GİDEN GİDİNCE

Kaleiçi’ndeki” hayat” yıllarca yavaş yavaş oluşmuş fakat çöküşü daha çok hızlı olmuştur.

Geriye doğru baktığımızda; hemen hemen yarı yarıya bomboş olan Kaleiçi’nde bir ara yangınların çok sık ortaya çıktığını görürüz.

“Tinercilere yaktırdılar” sözü kulaktan kulağa yayılır olmuştu o yıllarda!

Yanmış, yarı yanmış, yıkılmış, yarı yıkılmış evleri bazı kimseler “otopark” yaptılar. Bazıları da mahalle çöplüğüne çevirdiler.

KALEİÇİ AĞLADI. “BEN BUNU HAK ETMİYORUM. BANA SAHİP ÇIKIN. YAKANLARA, YIKANLARA FIRSAT VERMEYİN.

Diye günlerce, aylarca ve yıllarca ağladı, ağladı ama akan gözyaşlarını benden başka gören olmadı. Gözyaşlarını hiç kimse silmedi.

Onu teselli etmek için “alt yapı/üst yapı” yenilendi.

Ama Kaleiçi bundan pek mutlu olmadı.

Çöplüğe dönen, duvarlarına çirkin yazılar yazılan, kapıları pencereleri sökülüp, priketlerle kapıları, pencereleri örülen bir Kaleiçi nasıl mutlu olabilirdi ki?

Herkes “Kaleiçi’ni seviyoruz” diye edebiyat yapıyorlardı ama hiç birisi de yıkılmış evlerin çöplük olmaması için ağızlarını bile açmıyorlardı.

Eski Kaleiçi oturanları bile hayırsız çıkmışlardı.

“Burası benim bubamın eviydi.” “Halamın konağıydı” diye konuşa konuşa gidenler; demiyorlardı ki “şu evleri neden restore etmiyorlar, ya da ettirmiyorlar” diye!

2018 BİTTİ

2019 GELDİ

Kaleiçi sokaklarında onlarca ev hâlâ kendi tarih ve kültürüne ve turizmine yakışmayan çirkin görüntülü konaklar var.

Antalya “İl” oldu; ilçeleri bile “il” olacak kadar büyüdü ama Kaleiçi maalesef “Roma” harabelerinden bile berbat bir vaziyette öylece duruyor.

Balbey, Haşim İşcan mahalleleri gibi; tarihi değerlere sahip daha bir çok yer var.

Onlarda inim inim inliyorlar.

Ben yazıyorum; KALEİÇİ AĞLIYOR diyorum.

İnşallah bir “BAKAN” çıkar da Kaleiçi’ne sahip çıkar.

YORUMLAR

  • 0 Yorum