Ateş düştüğü yeri yakar..!
Reklam
Reklam
Ayla ÇEKİÇ

Ayla ÇEKİÇ

Ateş düştüğü yeri yakar..!

18 Şubat 2020 - 01:38

2020, tüm dünyaya felaketlerle geldi.
Savaşlar, yangınlar, depremler, hastalıklar...
Geçen hafta bizim için, hastalık ve operasyon öncesi iyi haber alacak mıyız beklentisi ile geçti. Eşim, kalp yetmezliği teşhisi ile anjiyo öncesi tedavi için AÜ’ye yatırıldı.
Doç.Dr. Refik Emre Altekin tarafından yapılan anjiyo sonrası, by-pass operasyonu gerekliliği kararı verildi.
Akdeniz Üniversitesi’nde Profesör İlhan Gölbaşı tarafından gerçekleştirilecek by-pass operasyonunu bekliyoruz.
Anlayacağınız, oldukça stresli bir süreç içerisindeyim.
Anjiyo saatlerinde telefonum hiç durmadı, aramalar ve mesajları yanıtlayamadım.
Öğleden sonra telefonuma baktığımda, gelen mesaj ve aramalara inanamadım.
Konu; HÜRSES Gazetesi yazarlarından Mehmet Talay’ın köşesi...
Mesajların kimisi överken, kimisi de gömer cinsindendi...
Talay köşesinde, bugüne kadar yüzlercesi belediye meclislerinden geçmiş, onaylanmış istasyon kararlarından birinin, üç partinin meclis üyelerinin nerede ise tamamının onay vermesi ile geçmesini yazmış.
İlginç olan ise; Ak Partili 28 meclis üyesinin içinden taze üye Nafiz Tanır ve Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü de dahil 5 hayır çıkması...
Yeniden köşe yazısına gelirsek; isim verilmeden bazı sorular ve sorgulamalar yapmış Talay.
Ancak şu ifade ile “Ve ismi herhangi bir olayda geçtiğinde kamuoyu tarafından kuşku ile karşılanıp tartışılan bir kişi için neden “özel bir işlem” yapılmaya gerek duyulmuştur?” cümlesi kurmuş.
Hal böyle olunca ister istemez, muhalefet eden Nafiz Tanır ağzı ile yazıldığı intibası oluşmuş.
Çünkü tek taraflı bir yargı ile arsa sahibi hakkında şahsi bir tespitte bulunmuş.
Nafiz Tanır ve istasyonu oy birliği ile geçen tarafın kamuoyunca bilinen kişisel husumetine taraf olmuş.
Konunun benle alakalı olan kısmı, arsa sahibi ve muhalefet eden Nafiz Tanır’ın dostum olmaları.
Ben, dostlarımın birbirleri ile olan sorunlarını çözemiyorsam, mesafede kalırım.
Nafiz Tanır’ı uzun yıllar tanımam ve dost bilmem nedeniyle herhangi bir konuya karşı olduğunda gerekçelerini de bilirim.
Aynı; muhalefet ettiği arsa sahibine olan hislerini bildiğim gibi...
Karşılıklı olarak birbirlerine nefret hislerini, Antalyaspor yolsuzluklarına dair kavgalarında, birbirlerine sarf ettikleri sözler arşivde görülebilir.
Bu iki Antalya yerlisi adamın, geçmişte birbirlerine iyilikleri de dokunmuştur.
Kaldı ki, bizim bu memlekette dünde küs, bugün barışmış olanlara fazlaca şahit olmuşluğumuz var.
Köşe yazarları yazdıklarının sorumluluğunu taşırlar.
Taraf olacaklarsa, somut delillere dayandırırlar.
Talay’ın köşesinde, arsa sahibi hakkında adı şaibeye karıştığını ifade etmesi, tamamen Tanır’ın etkisi ve ondan aldığı bilgiler ışığında yazıldığı da aşikar.
Ben, seçilmiş meclis üyelerinin, onayladıkları bir karara muhalefet edecek bir köşe yazarsam, bunu çok boyutlu analiz ederim.
Zira, hangi istasyonların ihale ile konut olarak satılıp, sonra istasyona çevrildiğini, semt spor sahaları görünen yerlerin, benzin istasyonu yapıldığını Hürses olarak pek çok kez yazdık.
Köprü ve kavşağa mesafeleri tutmayan, kavşaklarda kazaya neden olan istasyonlar nedeni ile yolda hız limiti düşürülen onca istasyona onay veren meclis üyelerini sorgulamak varken, adı herhangi bir şaibeye karışmamış, satın aldığı arsasına oy birliği ile istasyon onayı almış iş insanına dair Nafiz Tanır ve Talay’ın ifadeleri beni şaşırttı.
O istasyonda muhalefet edecek yada kamu zararı oluşturacak bir unsur varsa, her zaman ki gibi araştırmamızı yapar konunun takipçisi oluruz.
Görmezden gelmez, konuyu irdeleriz.
Hürses Gazetesi’nin Konyaaltı sahili haberleri bunun en somut örneği olarak kayıtlarda yerini koruyor.
Zor bir görev yapıyoruz.
***
04 Şubat 2015 tarihli
Dostluk Ve Gazetecilik... başlıklı yazımı yeniden okumanızı rica ederim.
Dostluk, günümüzde insanların çok rahatlıkla telaffuz ederek ucuzlattığı kıymetlim… Dostluk, erdemi, ahlakı, güveni, sevgiyi, saygıyı içinde barındıran yaşam sebebim…
Gazetecilik, emeğin, üretmenin, ülkeme, kentime fayda sağlama adına kamuoyunu aydınlatma vesilem…
Gazetecilik, yaşadığım kente bir tek çivi çakan için mutluluktan deryalar gibi çağlayan kalemim, hakkı yenildiğinde… çaresizliği yaşayan vatandaşın sesi olan değerim…
Dostluk ve gazeteciliği hak ettiği değerleri vererek, birlikte taşımak çok zordur.
Siz hiç bir sarrafın bağıra çağıra malını sattığını duydunuz mu?
Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Pazarcı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
Düşünen insan bağırmaz.
Bağırırken düşünemez.
Dostluk sükûnetle sürerken, gazetecilik zamanla yarışın içinde doğruyu yakalama telaşı içindedir.
Dostluk; sevgi ve vicdanla, gazetecilik kamu vicdanı ile vardır.
İşte bu nedenle gazetecilik mesleğini icra ederken, dostlukların baki kalması adına, kamuya mal olmuş kişilerin haberlerinin doğruluğu, yayınlanma zamanı ve yayınlanma şekli konusunda ince eler, sık dokurum.
Gazetecilik, içinde korku barındırmaz. Gazetecilik, başkasının söyleyemediğini kamu hizmeti adına, kamu vicdanı adına yayınlamaktır. Onun dışında her şey halkla ilişkilerdir.
Hürses Gazetesi, dostlukları baki kılarak gazetecilik yapmaktadır, halkla ilişkiler hizmeti değil…
Buradan dostlarıma sesleniyorum. Dün olduğu gibi, bugün de dostumsunuz. Yarın da bu kentte birlikte yaşayacağız. Ancak, icra ettiğim meslek, kamu vicdanı ile hareket etmeyi zorunlu kılar. Yarın, Hürses Gazetesi’nin sayfalarında ya oturduğunuz makamdan dolayı ya da icra ettiğiniz işinizle ilgili haberiniz yayınlanabilir. Şimdiden söylüyorum, bu durumu asla şahsi algılamayın.
Nasıl güzel olanı alkışlıyorsak, yanlış olanı da eleştirmemiz kadar doğal olanı yoktur diye düşünüyorum.
Çünkü benim dostum, meslek ahlakımla, vicdanımla karşı karşıya kalmamı istemez.
Çünkü oturduğunuz koltuklarda icra ettiğiniz hatalı veya başarısız bir iş; kentimin, ülkemin kaybetmesi demektir.
Eğer ki, Hürses Gazetesi olarak ben bunu başaramazsam, ne sizin gerçek dostunuz olurum, ne de gerçek gazeteci…
 


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum